C’est La Vie!

Gece Gündüz
A A

Yeterince Fransız kalmış olduğu dünyada yaşamaya devam eden Kasap Bey, hayatı sorgulamaya başladığı esnada, inanılmaz sevindirici bir müziğe denk geldi. Pogo yaparken kime denk gelirse, onun tangosuna eşlik edebilir; kendini zeybek ilan etmek üzereyken doğramakta olduğu büyük baş hayvanın alkışlarıyla, hafif tebessüm ederek başını sağa/sola sallayabilirdi. Kasap Bey, yaptığı işten nefret eden, dünya tatlısı bir adamdı ve dinlediği şarkıda geçen tek bir cümle, onu büyük bir coşkuya sürüklemişti: C’est la vie! (Hayat bu!)

Oldu olası, hayatın; sanki insana işkence çektiren zalimler zalimi bir erkeğe benzetilebileceğini düşünmüştü fakat Fransızların, hayata dişil bir ek getirdiğini öğrenince şaşırdı. “Se la vi.” diye söyleniyordu bu cümle, “Se lö vi.” diye değil. La’lar kadınlara, Lö’ler erkeklere… Ne yani, Kasap Bey bu yaşından sonra hayatı, narin bir bayan olarak mı benimseyecekti?

Meslektaşları gibi, doğrayacağı canlılara tokat atıp onları doğramak yerine, paçalarından tutup dans ettiği için akıl sağlığını yitirdiğini düşündüler. Bu sapkın Kasap Bey, doğradığı etlerle dans edip “Se la vi!” diye haykırıyordu. Yahu, hayat çetindir, adamın feleğini döndürür, manyak mısın sen; efendi gibi doğrayıp tuzlasana şu eti; bir akrabamın dedesi de senin gibi dans ederken yere düşmüş ve koskoca hayvan da onun üstüne devrilmiş, canı çok acımış tabii; yok, sakatlanma falan da yok ama ya sakatlansaymış, hem sen böyle neşe dolusun falan ya; buradakiler seni kıskanır, arkandan konuşurlar; fitne, fesat, Mobbing derken tabii tabii, herkesin diline düşersin valla; sen, bildiğimiz Kasap Bey ol, etleri parçala, bebişim?

Kasap Bey, Punk denen bu müzik türüne pek alışkın değildi zaten. Hayatında ilk defa kendini huzurlu hissettiği anda, Fransız olmuştu hayata. Demek ki hayat, kendini ondan saklamak istiyordu. Kasap Bey, dans etmeye devam ederken “Saklanamazsın kız, benden kaçışın yok…” gibi şeyler söylüyordu. Müdüre Hanım; o, kendi kendine konuşurken yanından geçiyordu ve adamın terli anlından öpüp gidiverdi. “Lan?” dedi Kasap Bey; “Bu kadının burada ne işi var? Hani tatile gitmişti?”

Çoğu insanın cinnet olarak adlandırdığı durum, sadece bir sinir krizinden ibarettir. Bazı insanlar, sinir krizi geçirirken “Yeter be, yeter. Ne olacaksa olsun!” düşüncesiyle etrafındaki canlı ya da cansız varlıklara zarar verirler. Gayet tabii, Kasap Bey, elinde tuttuğu satır ve çeşit çeşit bıçaklarıyla cinnet geçirmeye pek uygundur ancak kendisi cinnet geçirip etrafına zarar verseydi, kendisinden “Kasap Bey.” olarak değil, “Katil Kasap!” olarak bahsederdik. Bazı insanlar da böyledir işte. Kadın ön eki alabilen ve hayat denen o illetin dolduruşundan, tebessüm ederek ve hatta kahkahalar atarak kurtulur. Bu insanlara da “Kasap Bey.” demeyi uygun görürüz.

Çünkü Fransızlar, bu konuda haklıdır. “Se lö vi.” değil, “Se la vi.” olarak haykırmak gerekir. Hayatı güzelleştirmek varken neden onu eli kanlı bir canavara çevirelim ki?

Müdüre Hanım, bu yüzden çığlık atmak yerine sakin bir ses tonuyla, “Haydi, Kasap Bey. Aç mı bırakacaksın bizleri?” diye seslendi. Kasap Bey de gülümseyerek “Bu lanet işe ihtiyacım yok ama hayat bu.” diye mırıldandıktan sonra, “Hemen geliyor, Müdüre Hanım!” diye karşılık verdi.

Bahsi geçen şarkı:

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...