Bir Noel Öyküsü

Gece Gündüz
A A

2016’nın sonunda, kentsel dönüşümlerle beden bulan yüksek binaların arasından geçerken, Noel Baba bu gelişmelere hayranlıkla bakmış. Çuvalını şöyle bir yokladıktan sonra uçan geyiklerini kaldırımın yanında bulunan plastik bir ağaca bağlamış ve ortanca yükseklikteki binalardan bir tanesine girmiş. Hediye paketlerinden henüz dördüncüsünü bırakacağı esnada arkasında biri belirmiş: “Ne yapıyorsun sen orada?”

Noel Baba, tüm insanlığa; mutluluğu ve ne kadar değerli olduklarını hatırlatacak küçük ipuçları hediye etmekte olduğunu anlatmış. Adam kudurmuş: “Sen şimdi bunları dağıtıyorsun ya! Hani karşılık beklemeden bir şeyler veriyorsun… Bu durum halkımızı tembelleştirmekten başka işe yaramaz! Armut piş, ağzıma düş! Oh be! Kardeş, biz burada asgari maaşı da dengi dengine veriyoruz ki kazayla canları bir şeyler çeker de yapmak isterlerse daha çok çalışsın bu insanlar. Sen gelmişsin, BEDAVA, dur, altını da çizeyim, bedava şeyler dağıtmaktan bahsediyorsun. Anarşist misin sen?”

Adam öfkeyle volta atarken “bedava verecekmiş” diye söyleniyormuş. Noel Baba, bir sanatla meşgul olmanın ne kadar önemli olduğunu biliyormuş ve karşılıksız alınacak bir şeyin bu sanatı keseceğine inanmadığını da anlatmak istemiş. Adam dinlememiş ve gitmiş, hediye paketlerinden bir tanesini açmış. İçinden belirsiz aralıklarda ışık saçan bir çubuk çıkmış. Bükülebilen, ışıklı bir çubuk…

“Bunlardan daha var mı” demiş adam. Noel Baba parmağını şıklatmış ve paketten bir tane daha çıkmış. “Daha, daha” demiş adam ve daha fazlasını vermiş Noel Baba…

Adam bir tanıdığına telefon açmış ve o tanıdığı da bir başka tanıdığını aramış. O tanıdığın tanıdığı da ağzında bakla ıslatmadan, diğer bir tanıdığın tanıdığına haber salmış. O da aşağıdaki gece kulüplerine, biri de oyuncakçılara, birisi mühendislik fakültesine(Hoş, bu fakülteyi arayan adam yanlışlıkla aramış. Bozuntuya vermeyeyim derken laf lafı açmış ve sonunda mühendislik fakültesinin dekanı da haberdar olmuş), bir diğeri diğer illere ve en kısa zamanda da tüm ülkeye haber yayılmış.

“Net bilgi; bükülen ışıklı çubuklar ışık yaydığında dilek tutarsanız, yıl başında tutacağınız dilek dahil, fakat geçen yılların dilekleri hariç, %99 oranında tutacaktır. Bu bükülen ışıklı çubuklar, sadece üç gün boyunca satışa çıkacaktır ve fiyatı KDV dahil 50TL’dir.”

Adam, aslında akreditiflerle uğraşmasa, %20 ekstra vergilendirmelerden korkmasa, yurtdışına da muazzam satışlar gerçekleştirebilirmiş ancak gözü yememiş. Yurt içinden yedi milyon sipariş gelmiş. Noel Baba parmaklarını şıklatırken, adam ona güzel bir sofra sunmuş. Biftek üstüne biftek yığmış ve Noel Baba bir yandan yemeğini yerken diğer taraftan da parmağını şıklatmaya devam etmiş.

Biraz dağıtıcılar sömürmüş adamı, biraz reklamcılar, biraz bu işin mafyası, biraz da devlet (%18) derken, belirli bir meblağ ile temize çıkmış adam. Tüm borçlarını kapatmış ve Linosa Adası’ndan arazi satın alarak müteahhitlerini oraya göndermiş (Neden oradan arsa aldığını soran olmamış ve sorsalar da söylemezmiş).

Gel gelelim, bu işlerin hepsi üç gün sürmüş ve Noel Baba hediyelerini dağıtacak vaktinin kalmadığını fark edince, sıkılarak, müsaade istemiş. Adam da “Hay hay” demiş, “Gidebilirsin, kardeş.  İstersen de kalabilirsin. Ama bence git” demiş, kovarcasına. Noel Baba, adamın bu tavrı karşısında, kinayeli bir şekilde, sinir krizi geçirdiğini gösterircesine “Ho, ho, ho” demiş. Adam gülmüş. Noel Baba gülmüş. Adam gülmüş. Noel Baba evden dışarı çıkmış.

Kıpkırmızı arabasının önünde sekiz adet uçan geyiğiyle gelen Noel Baba, gördüğü manzara karşısında istifra etmiş. Arabanın önünde altı tane kalan uçan geyikleri, açlığın ve soğuğun etkisiyle güçsüz kalmış ve bunların dört tanesi hakkı rahmetine kavuşurken, son ikisi de derin ve kesintili nefesler almaktaymış. Anladığınız üzere, diğer ikisini de Noel Baba parmak şıklatırken afiyetle yemiş.

Noel Baba, insanoğlunun ne kadar körleştiğini duyurmak için binaya geri dönmüş ve kapıyı çalmış. Cevap veren olmamış. Bir daha çalmış. Cevap yok. Sokağın başından bir devriye arabası gelmiş ve polisler hemen Noel Baba’nın yanına gitmiş. “Beyefendi, insanları rahatsız ediyorsunuz” demişler. Noel Baba “Ben size doğruları göstermeye çalışıyorum” deyince, bir tarikat ya da terör örgütünün üyesi olması öngörülerek, Noel Baba’yı tutuklamışlar. Gece üçten sabah altıya kadar dövmüşler fakat Noel Baba sürekli aynı şeyleri anlatıyormuş. Yok uçan geyikler, yok ışıklı bükülen çubuklar… Tam bir sapıkmış bu Noel Baba ve bu sebepten dolayı onu yumuşacık duvarlara sahip olan ve sadece “özel” insanların tutulduğu odalardan birine hapsetmişler.

Yılbaşı olmuş. Saat on ikiyi görünce herkes bükülen ışıklı çubuklarıyla coşmuş. Dilekler dilemişler. Dans etmişler. Mutlu olmuşlar. Noel Baba da o esnada yok olmuş.

Ertesi gün Noel Baba’nın böylesine korunaklı bir yerden kaçmış olduğu gerçeğini kamuoyuna duyurmamak için, birkaç amir, dosyasını sisteme girmeden ortalıktan kaybetmiş. Birkaç polis “Dün aldığımız adam yok” diye çıkışsa da, “Bir arkadaş da aynı rüyayı görmüş… Hayırdır inşallah” diyerek olayı ustaca kapatabilmişler.

Uzun lafın kısası, Noel Baba’yı mı mutlu etmek istiyoruz yoksa Linosa Adası’nda gayrimenkul mü belli değil ama insan yaşıyor işte…

Nice mutlu yıllara!!!

Çizen: Umut NADERİ

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...