Bekleyiş

Gece Gündüz
A A

Valla, yeminler olsun; bu sıra neyin sırası, bilmiyorum. Nereden baksanız 300 ve nereden baksanız 500 metre uzunluğunda olduğunu da bilmiyorum. Aptal gibi hissediyorum, zeki olsam zaten hissedemezdim. Hep öyle derler ya: “Aklını bol kullanan duygularına sağır olurmuş!”

Peh! Hissediyorum işte! Hayır, neden burada beklemeye devam ediyorum ki? Bir adım daha atsam mı? Önümdeki pehlivan demin gaz mı çıkardı? Kimsenin ilerlediği falan yok. Metreler boyunca nereye uzandığı belli olmayan bir sıranın içerisindeyim ve bize doğru gelen adamı daha önceden gördüğüme yemin edebilirim! Bu o! Valla o! Yazar Efendi!

“Yazar Efendi dediğin adam, beni Felsefeye Girişmek isimli bir seride kullandı. Sonunda ne oldu, biliyor musun? Koca bir HİÇ! Slayt gösterisi gibi bir şeyle kapattı öyküsünü!”

Sen kimsin be, hoşt! Buraya doğru geliyor… Oha, ellerim falan terledi. Sence güzel duruyor muyum?

“Bir durmuyorsun ki… Kızım, bak… Ben görmüş geçirmiş ve hatta girişmiş birisiyim. Başı sonu belli olmayan öykülerinden birinde kullanacak bu adam seni. Ha, dersen ki ‘Maksat muhabbet olsun.’ bir adım öne çık. Öyle öğüt verecek, dişin kavuğunu dolduracak bilgileri taşıtmazlar sana. Kaldı ki sen daha 78 yaşında bir hanımefendisin; seninle ilgili nasıl bir öykü yazabilir, tahmin etmek istemezsin.”

Oha! O kadar sarhoş muyum? 78 ne be? Sanki daha genç hissediyorum…

“Yaşın ne önemi var, he, ne önemi var? Kim bilir seni ne türlü bitkisel hayatlara sokar da halay çektirir. Yok, yok… Halay da çekemezsin. Ben bir sene boyunca denedim, en fazla üç kere halay yüzü gördüm. Ama muhabbet hep halay çekmekle ilgili…”

Neden halay çekelim ki?

“Adamın içi çürümüş, içi! Fırsat buldukça halay çekip kendi hayatından kaçmak gibi bir gayesi var. Hem zaten bu ‘Yazar Efendi’leri iyi bilirim. Sadece kendilerinin anlayabileceği müstehcen bir espri yaparlar, sonra da olayı toparlayayım derken dillere destan bir öykü yaratırlar. Kaç yıldır Kırmızı Başlıklı Kız öyküsü anlatılıyor, hiç düşündün mü?”

Ay, duydum da hiç düşünmedim. Hani şu; kına gecesi ormana kaçırılan kız değil miydi o?

“…”

Ne var? Suratıma niye öyle bakıyorsun? Suratım mı büzüşük? Bacaklarımda kireçlenme var, o yüzden suratımı buruşturuyorum. Bana bak, şu pehlivanla benim öykümü yazacak olmasın? Böyle, ne bileyim; zeytinyağı, mısır yağı, ayçiçeği yağı, kolon yağı…

“Kolon yağı ne lan?”

Ay, ben aptallaştım. Valla, benimle pehlivanı anlatacak bu. Hissediyorum…

***

Yazar Efendi, tepelik bir alana dizilmiş olan karakterlerinin yanından ilerlemeye devam ediyordu. Sıra boyunca ilerlerken, 78 yaşında çok çirkin bir kadıncağız gördü. Birkaç saniyeliğine göz göze geldiklerinde kadın hümkürerek ve sümkürerek kahkahalar atmaya başladığı için Yazar Efendi sıranın devamındaki karakterlere bakmak amacıyla uzaklaştı. “Tövbe, tövbe…” diyordu Yazar Efendi, “Bu çirkin kadın aklıma nereden geldi?”

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...