Aranma

Gece Gündüz
A A

Aranma

Gece yarısı salondan bir gürültü geldi. Bir şeylerin devrildiği belliydi ancak fizik kuralları gereğince; denge durumunda olan eşyaların durduk yere devrilmemesi gerekirdi. Kadın iç çekerek uyandı ve kocasını dürttü:

“Salonda bir şeyler oluyor…”

“Dünyanın her yerinde bir şeyler oluyor, uyumaya çalış…”

“Bu nasıl cevap böyle? Salonda birileri var diyorum!”

“Kesinlikle. Dur gideyim de beni öldürsünler. Zaten hep ‘Ev ahalinden bir kişiyi öldürelim de diğerlerine bir şey yapmayalım.’ diyorlar…”

“Dur, dur! Nereye gidiyorsun?”

“Salona, hayatımızı kurtarmaya!”

“Çabuk dön! Ya da gitme, ne çalacaklarsa çalsınlar. Senden önemli mi?”

“Daha demin, beni sen göndermiyor muydun?”

“O demindi. Şimdi gel. Korkuyorum.”

***

Annesi ile babası salondan gelen gürültüden korkan ve ailenin en küçük ferdi olan Ferdi, sehpayı devrilirken gördüğünde donup kalmış ve üzerindeki vazonun da kırılmasına engel olamamıştı. İlk olarak, üç yaşındaki bir çocuktan beklenecek paytak adımlarıyla, koşarak, kendi odasına gitti. Sonra durdu ve yönünü değiştirerek annesine her şeyi anlatmak istedi. Fakat, yatak odasına yaklaştığında annesiyle babasının tartışmalarını duydu. Ne diyordu annesi; babasının vazodan daha önemli olduğunu… Ha, bir de korktuğunu söylüyordu. O hâlde, sorun yoktu ve Ferdi aranmaya devam edebilirdi.

Bir önceki akşam; babası, Ferdi’ye mutluluğu tarif etmeye çalışıyordu. Öyle kelimeler kullanmıştı ki karnı tok olan Ferdi’nin canı inanılmaz derecede çikolata, kek, türlü türlü meyveler, şekerlemeler çekmişti. Ayrıca; oyun parkları, oyuncaklar ve video oyunlarından da bahsetmişti. Buraya kadar her şey normaldi. Fakat annesi; “Asıl mutluluk bu evde gizli.” diyerek sohbete katılınca, işler değişti.

“Eğer mutluluk bu evdeyse, kesin salonda olmalı.” diye düşündü Ferdi. Annesiyle babası en çok salonda zaman geçiriyordu fakat Ferdi, ne bir çikolata ne bir oyuncak ne de bir oyun parkı bulabiliyordu bu salonda. Sonra anladı ki annesiyle babası; Ferdi’den mutluluğu saklıyorlardı. İş başa düşmüştü. Herkes uyuduktan sonra Ferdi, mutluluğu bulacaktı!

Çekirdek kabukları, dökülmüş saçlar, diğerinin nerede olduğu bilinmeyen bir çorap (kocamandı ve yüksek ihtimalle babasınındı), çay kaşığı ve buna benzer çeşitli nesneler bulan Ferdi; mutluluk adına hiçbir şey bulamıyordu.

Kandırıldığını hissetti. Mutluluk, babasının anlattığı gibi bir şey ise bu evde yoktu. Eğer annesi doğruyu söylüyorsa da bu evde gizli olan bir şeyler vardı.

Annesi ile babasının salona gelmeyeceğinden emin olduktan sonra aramalarına devam etti. Tam üçlü koltuğun arkasına girmeye çalıştığı esnada salonun ışıkları açıldı ve Ferdi hiç ses çıkarmadan beklemeye başladı.

***

“Evet, harika! Babam bu vazoyu düğün hediyesi olarak vermişti!”

“Böyle eşyalara çok anlam yüklemesek? Anlaşılan o ki birilerinin uykusu kaçmış ve saklambaç oynuyor bizimle…”

“Olmaz ama ya, olmaz ya… Babam bu vazoyu verirken çok duygulanmıştı…”

“Tamam, biliyorum. Unut vazoyu. Şu an Ferdi’yi bulmamız gerekiyor. Şu üçlü koltuğun arkasına en son bakalım çünkü şurada sallanan minicik bacak, Ferdi’nin değildir. Şu odasına kaçan çocuk da Ferdi değildir… Sorun yokmuş, gördün mü?”

Serkan Üstündağ

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...