Işık Huzmeleri

Gece Gündüz
A A

Işık Huzmeleri

Işık huzmeleri, usulca göz kapaklarımı okşarken yanı başımda kırışan çarşafın sesi, kulaklarımı tırmaladı bir an. Uyanık olma ve olmama durumu arasında bir yerlerdeyken gerçekler, boğazıma yapıştı. Araladığımda göz kapaklarımı, yanımda yatmadığını fark ettim. Yavaşça doğruldum yataktan; sanki asla bozmamam gereken bir anın içine kaçak girmişçesine adrenalinin, kanımda kaynadığını hissedebiliyordum.

Güneş, perdelerin arasından içeriye sızmaya başlamıştı. Acısına son verip ilk iş olarak perdeleri sonuna kadar açtım. Cildimi gıdıklayan o güneş ışınları, içimi ısıtmıştı. Bir anlığına uyandığımda yanımda olmadığını unutmuştum. Koşarak odadan çıktım. Bu kadar kısa zamanda nasıl uzaklaşabilmiştin benden bu kadar…

Kafamda senaryolar dönmeye başlamıştı. Kendimi rahatlatmaya çalıştım; ekmek almaya gittiğini, klasik pazar kahvaltılarımız için gazete de alacağını söyledim kendime. Kedimize mamasını vermek için kabını aradım ama bulamadım; galiba onu da götürdün beraberinde. Tüm anılarımız ile beraber… Düşünmemeye çalıştım. Her zamanki gibi portakallarımızı sıktım, çayı demledim ve sofrayı kurdum; tek eksik sen, ekmekler ve tabii ki göz bebeğimiz gazetelerimiz.

Gelmedin. 1 saat kadar sonra kalkıp koltuğa geçmeye karar verdim. Sokak daha iyi görünüyordu o pencereden. 1 saat oldu 3 saat, hâlâ bekliyordum seni. 3 saat oldu 5 saat, artık endişelenmeye başlamıştım. Bu ekmek işi değildi artık yahu. Bırakıp gitmiş miydin beni? Hayır, benim sevdiğim adam gitmez asla. Hele de beni arkasında boynu bükük bırakıp… Yapmaz bunu bana. Benim o değil mi benim, bensiz bir yerlere gidemez. Beni böylesine güneşli bir pazar gününde bırakıp gidemez. Hemen telefona sarıldım, kızımıza haber vermeliydim.

“Babana ulaşamıyorum kızım, lütfen gelir misin? Korkuyorum…” diye haykırıp ağlamaya başlamıştım. Bir başına beni bırakmazdı o; biliyordum adım gibi işte. Güveniyordum, yıllardır deliler gibi seviyordum onu. Kapı çalındı, hemen koştum. O an koltuktan sıçrarken dizlerimde derman olmadığını anladım. Ufak bir sarsıntı sonucu kapıyı açtım, o sanmıştım. Benim sevgilim sanmıştım; gelen oysaki kızımdı.

Çok endişelenmiş benim için; “Niye?” diye sorduğumda ilaçlarımı alıp almadığımı sordu. Kahvaltı yapmayı beklediğimi, babası gelince kahvaltı edeceğimizi ve ardından alacağımı söyledim ilaçları. Israr etti yutmamda; babasının nerde olduğunu bildiğini ve üstüme bir palto geçirip onunla gitmemi söyledi. Eğer gelirse kapıda kalacağını, anahtarı olmadığını anlatmaya çalıştım ama ısrarla dinlemiyordu. Çekiştirdi beni, onun en sevdiği paltomu üstüme geçirdim. Ve alelacele bindik arabaya.

Çiçekçiye uğramak isteyip istemediğimi sordu, anlam veremedim; evet çok severdim çiçekleri, özellikle papatyaları ve beyaz gülleri; lakin sevdiğim adamı merak etmekle meşguldüm, ona bunu anlatamadım. Kızım usulca sağa çekti ve sevgilimin bana aldığı her zamanki o buketten yaptırdı. Bembeyaz güller ve papatyalar; karışık, beyaz bir kurdele ile buket; usulca sarınmışlar birbirlerine.

Araba yavaşladı. “Durduk sanırım?” “Evet, geldik anne.” Hâlâ anlamlandıramıyordum, mezarlığın önünde duruyorduk; “Ne işimiz var burada?” diye sordum. “Bugün ölüm yıldönümü.” dedi; “Sen beni bırakıp gitmişsin, öyle dedi bana.” “Hayır,” dedim; “Yalan söyleme, o ekmekle gazete almaya çıkmıştı, birazdan gelir…” “Anne,” dedi; “İlaçlar etki etmeye başladığında olaylar netleşecek.”

Bir süre sessizliğe gömüldük arabanın içinde. Anlatamam sana sevgilim, o kadar dar alanda hissettiğim kara deliği. Sanki göğsümden saplanan bir bıçak, derinlere indikçe daha da içine çekiliyordum o kara deliğin. Bir şey tak etti beynimde. Sen, benim biricik sevgilim, bırakıp gitmiştin beni. Götürmüştü seni benden bu adi dünya. Toprak ana sarmıştı seni kollarıyla. Çok zor kabullenmesi biliyor musun? Bilemezsin. Her pazar kahvaltıya seni beklemeyi… Bırakmaz demiştim herkese o beni. Beni niye götürmedin yanında? Bensiz nasıl gidebildin bu dünyadan? Hâlâ anlamlandıramıyorum bazen. Ama biliyorum, her pazar sabahı duyduğum o çarşaf hışırtıları gerçek ve bir pazar, kapıda gazete ve ekmekle gireceksin; ben portakalları sıkıyorken bana sarılıp alnıma öpücük konduracaksın. Biliyorsun sevgilim, bir söz vermiştim “Sonsuza kadar…” diye; anlıyorsundur beni o yüzden. Sonsuza kadar bekleyeceğim seni.

Selen Demir

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...