Sürgün – Güz Mektubu

Gece Gündüz
A A

 

Ankara, 22 Eylül 1989

Hasretim,

Sıraya bir selam daha ekliyorum bugün. O kadar uzun bir sıra ki bu, sanki ulaşmak üzereyim sana. Sanki diyorum, çünkü artık oluşturduğum temenniler gölünde boğulmak üzereyim. Zira bir umut denizi olduğumu bilmediğini düşünmüyorum bile. Öyle ki artık umutlarıma bağlanmayan tek bir temenni dahi bulunmuyor benliğimde. Duygularımla olan münasebetimi ne sen sor ne ben söyleyeyim yani. En iyisi sen, yanında kusurlarımızın kambur kaldığı pikabına, bir Sezen Aksu plağı yerleştir. Mektubum daha aşina gelecektir zihnine.

Ilık bir rüzgâr ve bir tutam güneş ışığı eşlik ediyor bana bugün. Sana olan yolculuğumuzun ne kadar çetin geçeceğinden habersizler. Muhtemeldir ılık rüzgârların yerini fırtınaya bırakması. Gün dönerken güneşin aydan gidişi… Mektubumdaki aydınlığın karanlığa kapılışı… Ömür de öyle değil midir zaten, hasret kaldığım? Masum değil miydik faniliğin şöhretine kapılana dek? Üryan değil miydik niyetlerimize nefislerimizi alet edene dek? Kötülüğü, hırsı, dünyevi arzuları bir marka gibi kuşandık üzerimize. Yılların ardından tenimizi dahi göremeyecek kadar kalabalık kaldık birbirimizin huzurunda. Ne eyvah ki, yüreğimizin alevi dahi yetmiyor bizi ısıtmaya. İşte, seninle olan ilişkimi ancak bu şekilde tarif edebilirim. Fanilikten el çekmiş bir bedenin aracısıydın sen. Fani sebeplerin peşine düşen bir katil ben. Şimdiyse sonbaharı erken getirecek bir fırtına taşıyorum içimde. Öyle etkili ki üzerindeki ceketten daha çok saracak bedenini. Lakin bir tek seni üşütmeye yetebilecek bu fırtına. Dilimi dişlerimin arasından ayıramadığım, mesnetsiz bir kalabalığın içindeyim yıllardır. Sessiz sedasız esiyorum anlayacağın. Zaten ne içimdeki fırtınadan ne de üşüdüğümden bihaberler. Seni üşütebilecek olmaksa kahırların en fenası. Hele ki içimde huzurunu yaralayabilecek bir kusur barındırmak, en acılı ölümlerin eşiğine sürüklüyor beni. Bedenimin büsbütün problem olarak görüldüğü bu fanilikte, cevaplarıma açılan tüm kapıların ardındasın. Fakat sana ulaşmaya dahi meyledemiyorum.

Gözlerinden bir an olsun ayrılmadan methiyeler sunabilsem sana.
-Gözlerin bu zamana ait olmamalı.
Gözlerin ki ruhuna açılan şiirsel bir kapı-
Altın tepside çıkamıyorum karşına.
Bakma sen kusuruma.
Ruhumu dilimle serebilmeye yetiyor dermanım.
Dudaklarının kenarına uzanarak bir şarkı mırıldanabilsem sana.
-Dudakların bu zamana ait olmamalı.
Dudakların ki zihnine açılabilen el değmemiş bir perde-
Pikabın kadar kusursuz sayılamam.
Lakin, en sevdiğin nakaratı gel bir de benden dinle.

Ruhuna varan tüm uzuvlarını yazmaya devam edebilirim. Fakat mektubum aşinalığını yitirmeye başlayacaktır zihninde. Plağın sonlarına gelmiş olmalısın. Teşekkür ederim Sezen. Hoşça kal hasret…

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Seher Kutlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...