Reenkarne

Gece Gündüz
A A

Reenkarne

İçeri girdim. Kapı açıktı. Camdan içeriye süzülen rüzgâr, perdeleri boylu boyunca yerlerinden daha yukarılara yükseltiyordu. Sert ve soğuk havanın etkisi, sehpanın üzerinde duran cam vazonun yere düşüp parçalara ayrılmasına sebebiyet vermiş olsa gerekti. Açık renkli mermer zemin üzerinde yürürken, ayağımın altında ezilen cam parçalarının farkına bile varamamıştım henüz. Her adım atışımda, sesleri çatırdıyordu oysaki kulaklarımda. Dışarıda donuk sisin görüntüsünü içimde hissediyordum her yere basışımda. Pencerenin yanı başında duran masanın üzerindeki defterin bir ileri, bir geri savrulan yaprakları, bunu hiç ses çıkarmadan yapıyordu. Kulaklarıma mı, gözlerime mi inanmalıydım, o an neye inanacağımı pek bilemiyordum. Gördüğüm küçük bir karanlığa doğru yönelmemi istiyordu bütün düşüncelerim. O düşünceler, bedenimi o yöne doğru yönlendiriyordu. Masanın üzerinde duran mürekkebin devrilmesiyle beyaz örtünün üstünde oluşan kapkara bir görüntüye. Gözyaşları gibi süzülmüştü bembeyaz örtünün yere uzanan köşelerinden. Söz konusu canlı bir şey olmuş olsaydı, ağlıyor herhalde derdim oysa.

Birdenbire, hâkimiyeti içinde olduğum duyguların tesirinde, o ortamdan, geldiğim gibi arkamı dönüp uzaklaşmak istedim. Çok mu geç olmuştu ya da o önümde duran kara delik artık içinden çıkılamaz bir hal mi almıştı, bilemiyorum. Merak hâkimi olmuştu bu kapışmanın. Daha önceden çekilmiş olan sandalyeye oturttu beni böylelikle. Defterin savrulan yapraklarına yazılan kelimelerin mürekkebi parıldıyordu. Dokunmak, o an yapılabilmesi için gereken en basit şey olsa bile, kolumu kaldırmak o kadar zor geliyordu ki, ilkin sadece gözlerimi iliştirmekle yetinmek istiyordum yazılanlara. Birkaç kelimeyi seçip ne anlama gelebilir olduğunu anlamaya çalışmak yine merakı hâkim hale getirmişti içimde. Ne ilginç, nasıl olduğunu anlamadan, ellerimde buluverdim defteri birdenbire. En baş sayfasını açtım. Her sayfasını gezindim. Yine başa döndüm ve her yazılanı irdeleyerek okudum. Siyah ciltli ve saman kâğıdından olduğunu, okumayı bitirdikten sonra fark ettim. Derin bir nefes aldım, her okuduğum hikâyede yaptığım gibi. Sonra ayağa kalkıp dışarıya bakındım. Sis dağılmıştı. Gökyüzü ışıl ışıl, masmaviydi. Bu hikâyenin sonunda da böyle bir gökyüzü vardı. En başında da bir kapı. İçeriye birisi girip iz bırakıyordu her adımında. Arkama baktım. Sanki arkamdan birisi beni takip etmiş gibi, ayak izleri tam hizamda sonlanıyordu. Bundan ötesini hatırlayamıyorum. Ama her şeyin çok tanıdık geliyor olduğundan eminim. Pekiyi, ya tam içeriye girerken, arkamı dönüp, çıkıp gitmeli miydim? Ya da gerçekten çok mu geç olmuştu her şey için? Bilemiyorum.

Belki de hiç başlamamalıydım bu hikâyeye. Düşünceler artık beni rahatsız etmiyordu lakin. Süzülmüştüm, pencereden dışarı, özgür bir martı gibi. Kanat çırpmaya başladım en yükseklere. Her şey öylesine tanıdıktı ki… Özgür olurken bile nasıl kanat çırpılacağını bilemiyordum. Nefesim kesilene kadar sorti yaptım tüm okyanusların üzerilerine. Dedim ya, kanat çırpmayı bile bilemiyordum. Çakıldım, çok yumuşak bir şekilde, suyun üzerine. Daha önce hiç görmediğim derinliklerde buldum kendimi. Yüzmeyi bile bilemiyordum. Ama en derinlere iniyordum. Öylesine derinlere indim ki, yüzeye çıkıp nefes almayı unuttum. Bilinçsizce, bütün akıntıların içine bıraktım kendimi. Parçalarıma ayrıldım. Hiçbir şey olamıyordum, ama sanki her şey olmuştum. Bir şey olabilmenin ne olduğunu bilemiyordum. Bir süre, bir şey olmayı ya da ne olduğumu bilmeyi çok isteyerek, ne olduğumu bilemeden bir yerlerde gezindim durdum. Toprağın kokusunu duydum; her yerimde. Topraktan kurtulup dışarıya taştım; ilk kez güneşi hissediyordum. Uçtum, yüzdüm, yürüdüm, koştum, kayboldum… Ben neydim; bilemiyordum.

İlk kez nefes aldığım zamanın üstünden yıllar geçtikten sonra, bu dünyanın içinde olduğumun farkında oldum. Nefes alıyormuşum. Çok uzun zamandır, kasılıp genişliyor muydum, zamanın ötesinde miydim, yoksa içinde mi; bilemiyordum. Ama her seferinde, kendimi, açık bir kapının önünde beklerken bulduğumu hatırlıyorum. İçeri girerken, göreceklerine hazır ol der halde açık bekleyen bir kapı. Eksik olan bir şeyleri tamamlamak için içeriye girip tamamlayamadan en başa tekrar geri dönmek gibi. Neyi eksik yapıyorum; bilemiyorum. Bir kaçıştır bu belki de. Kırılanları onarmaktan, dökülenleri temizlemekten, soğumuş anıları ısıtmaktan bir kaçış. Ne olduğunu bilemeden, karanlığa doğru yürümek. Karanlıkta kalanları aydınlatmak için bir uğraşıdır belki de. Ne yapsam da fayda etmiyor olsa gerek olduğunu zamanla anlayabiliyordum. O an her geldiğinde, zamanın ötesinde olmadığımı artık bilebiliyordum. Ne yapsam da, eksik olanın ne olduğunu bulamamış olmanın eksikliğini hissedebiliyordum. Yine her şeyi yeniden yaşamak değil, yavaş yavaş, üstüne kum tanesi büyüklüğünde ömürleri koyarak yaşamaktı bu. Art arda ve ardı ardına. Kendim edip, yine kendim mi buluyordum, bir kez daha ben, yine benim bıraktığım ardımı toparlamak için mi buradaydım; bilemiyorum. Bir rüyadan uyanıp, pek az şey hatırlamaya benziyordu bu. Pekiyi ya şimdi; uyandım mı, yoksa hala uyuyor muyum; belki de birini bekliyorumdur.

Aslında bu, garip bir duygu; eksikliği hissedilen şeyin hep yerli yerinde duruyor, seninle beraber her yere geliyor, ama aynı zamanda sürekli onun aranıyor olması. Gidilecek, aranacak, gezilecek daha başka nereler olabilir; bilemiyorum. Aklımı da yitirmiş olabilirim. Her şeyi bilip de, neyi bildiğini tam olarak bilememek gibi bir şey. Bazı şeyler tam olarak bitmiyor, yeniden mi başlıyor da hep, bir türlü sonlanmıyor. Ellerim, üstüm başım, hep mürekkep lekesi. Oysa bu hikâye yazılalı beri hep bembeyaz idi. Ve yine bitmeyecek miydi. Kapının ardından girmek için bekleyenler hiç mi değişmeyecekti. Tam bilemiyorum. Kollarım tutmuyordu artık. Sandalyeyi ittim, yerimden doğruldum. Daralmıştım. Pencereyi açtım. Dışarısı sisli. Derin bir nefes aldım. Gözyaşlarım boşanırcasına damlıyordu yüzümün her köşesinden etrafa. Neden mi ağlıyorum; bilemiyorum. Kalbimin üstünde çıplak ayaklarıyla birisi geziniyordu sanki.

Sonra kapıdan içeriye birisi girdi. Ben de orada mıydım; hatırlayamıyorum. Ama ona sıkıca sarılıp gitme demeyi çok isterdim.

Emekli

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...