Birkaç Kez Çalındı Kapı

Gece Gündüz
A A

Birkaç Kez Çalındı Kapı

Aynanın karşısında yüz hatlarımı inceliyorum. Paslanmış ve çatlamış kenarlarına yüzümü çevirdikçe daha net görebiliyorum kendimi. İçimi dışıma yansıtan bir görüntü bu. Gözlerim kan çanağı. Henüz yirmilerimdeyim üstelik. Göz altlarım dayak yemiş sanki. Suratıma su çarpsam bir şey değişir mi? Artık kendimi daha iyi görüyorum gibi. Ölmüş derilerimin nemliliği sinmiş, aylar beridir havluya. İçim kalktı bir kez daha nefes aldıkça.

Diş macununun dibinde kalmış biraz. Ağzımın içi leş. Diş fırçası da dişlerim kadar sararmış. Kan tükürüyorum yine lavaboya. Diş etlerim çekilmiş. Çürük kokularını biraz daha bastırıyorum ağzımı her çalkaladığımda.

Sabah sabah karnımın guruldamaları. Bira ve birkaç dilim peksimetle geçirdim günleri. Oturuyorum klozete. Kapağı sararmış kurumuş sidiklerden. Nankinle silinen kıçlara uygun bir tuvalet değildi bizimki. Paslı fayansların soğukluğu vuruyor ayaklarımın altına. Ama taharet musluğundan vuran su kadar ürkütmüyor bu soğukluk beni. Şıp, şıp, şıp… Su damlatıyor sifon. Bu kokuya alışkınım. Tesisatçı mıyım ben? Tuvalet kağıdının sonunda kalmış bir yaprak. Buruşturup atıyorum içimden çıkanların üstüne. Kapatmıyor hepsini. Yine ıslak ıslak çekiyorum üstüme iç çamaşırımı.

Sabun eriyip bitmiş. Lavabo deliğine takılıp kalanları tırnaklayıp yıkıyorum ellerimi. Tanıdık bir şeyi hatırlatıyor bu koku bana. Hani yeni yıkanmış kıyafetlere detarjan kokusu siner ya, öyle bir şey. Birisi geliyor aklıma.

Duşluk aynanın biraz sağında. İçerisi daha çok soğuyor suyu açtığımda. Üstümdeki kirlileri asıyorum kapının arkasına. Şofbeni üçe getirince su ılınıyor anca. Yerlerde boş şampuan kutuları. Suyla çalkalayınca köpürüyor az da olsa. Saman gibi tel tel ayrılan saçlarım dökülüyor kafamı her ovaladığımda. Ellerimi götürünce burnuma; tanıyorum bu kokuyu dedim ya.

Boy havlusunu unutmuşum yatağımın kenarında. Islak bir yüz havlusu yetişiyor yine imdada. Kasıklarımı, yüzümü, saçımı, her yanımı siliniyorum onunla. Karışıyor tüm kokular bedenime. Geçiriyorum kaptığım kuru çamaşırları teker teker sıska vücuduma. Derilerim sarkmış kemiklerimden. Yaşlı bir insan edasıyla hareket ediyor kollarım. Yine geldi pis kokular burnuma. Buradaki kokuyu dağıtacak tek şey vardı; o da kolonya. Ellerimin üzerinde lekeler. Dibinde son kalan birkaç damlayı boşaltıyorum avucuma. Sürünüyorum yüzüme, enseme. Hiç yoktan bir ferahlama getirdi bu koku bana. Tak, tak, tak…

Birkaç kez çalındı kapı.

Uyanıyorum bir sabah yatağımdan. Altımda sıcak bir ıslaklıkla. Yorganın altından yayılıyor sidik kokuları. Bağrıma kadar çişe batmışım yatağımda. Bir gayret sıyırmaya çalışıyorum altımdakileri dışarıya. Uğraştıkça soğuyor ıslaklıklar. Daha da çekiyorum yorganı bu sefer yukarılarıma. Yatağın boş yanına kaykılıyorum bu defa. İçimin donukluğu kadar soğukluk vuruyor üstüme başıma. Kuru kalan yatağın diğer yanını da ıslatıyorum yavaşça. İşsizim ben. Çıkmam ki bu saatte yataktan dışarıya.

Şöyle bir bakınıyorum günlerdir yatağımdan etrafa. Bira şişeleri dolmuş her tarafta. Dudaklarım kurumuş susuzluktan. Dibinde kalan bir tanesini kafama diksem ya. Doğrulmam lazım yerimden. Yoksa tekrar işeyeceğim altıma.

Bir kokuşmuşluk geziniyor etrafımda. Bir an evvel kalkmalıyım. Atmalıyım kendimi duşa. Son kalan hayat enerjimi harcıyorum. Sıçrıyorum yerimden dosdoğru dışarıya. Can havliye kapıyorum birkaç tane çamaşırı. Dayanmaya gidiyorum tuvaletin kapısına. Ama hala yatağımın sınırındayım. Havlum hemen köşe başımda.

Dişlerim zangırdıyor. Kan tadı vuruyor takırdadıkça damağıma. Dibinde kalan bir tane bira şişesini yakalıyorum, dikiyorum hemen kafama. Bastırıyor kan kokusunu. Acımsı bir tat bırakıyor ağzımda. Midem neredeyse geldi ağzıma. Devam etmem lazım. Varmalıyım artık lavaboya.

Sıska bacaklarım yalpalıyor yürüdükçe. Bir adım daha. Parkeler kararmış kirden. Küflü bir peksimet eziliyor ayağımın altında. Kurumuş bir yaprağı ezerken çıkan ses yankılanıyor kulaklarımda. Bu ses birini hatırlatıyor bana. Derken bir adım daha. Varıyorum tuvaletin kapısına. Kapı kapalı. Nazikçe tıklatıyorum; tak, tak, tak…

Birkaç kez çalındı kapı.

Günlerdir uykusuzum. Bir mutfağın bankosuna dayalı sandalyede oturuyorum hala. En son ne zaman çıktım dışarıya? Elimde bira şişeleri ve birkaç peksimetle girmiştim sanırım en son mutfağa. Bir şişeyi daha kafama dikmek için doğruluyorum yerimden. Buzdolabına bakınıyorum. İçinden küf kokuları geliyor burnuma. Evin her yerine yayılıyor adeta. Son kalan peksimetleri de alıyorum birayla beraber yanıma. Böcekler dadanıyormuş peksimetlere neredeyse. Hamam böcekleri dolaşıyordu küflenmiş peynirin etrafında. Dikiyorum bira şişesini kafama. Atıyorum peksimeti ağzıma. Buzdolabının küfü sinmiş üstüne. Biraz da hamam böceği kokusu geliyor ağzıma. Kusacağım şimdi. Dikiyorum birayı neyse ki yine kafama. Böylesi daha iyi. Biraz bastırdı bu küflü tadı ağzımda.

Başım deli gibi dönüyor. Yüzüme su çarpsam. Evyenin içi yağlanmış bulaşık dolu. Çeşme su damlatıyor. Şıp, şıp, şıp… Açıyorum musluğu. Çarpıyorum yüzüme biraz su. Pek işe yaramasa da biraz canlandırıyor beni bu.

Gidip atsam kendimi yatağa. Hazır kendime gelmişken çok az. Dönüyorum mutfakla beraber. Varabilir miyim buradan yatağıma? Evet yapabilirim. Son kalan biralarımı alıyorum yanıma. Peksimetleri dolduruyorum avucuma. Her adım atışımda deviriyorum yerdeki boş bira şişelerini. Çalımlayarak geçiyorum aralarından. Odaya varamadan yüz üstü çakılıyorum sanki bir boşluğa. Ağzımda kan tadı beliriyor. Kafamı kaldırıyorum. Uzanmaya çalışıyorum odamın kapısına. Kapı kapalı. Biri çıkıp açsa ya. Nazikçe çalıyorum kapıyı; tak, tak, tak…

Nasıl düştüm ben buraya? Hava kararmış çoktan. Kırılmış bir bira şişesi var altımda. Üstüm başım arpa suyu. Biraz doğruluyorum kendimce. Bakınıyorum etrafa. Masanın üzerinde bir vazo vardı. Düşmüş içindeki kurumuş çiçeklerle aşağıya. Ayağımın altında kurumuş yapraklar, çatırdamaları duyuluyor ayaklarımı her oynattığımda. Bu ses birini hatırlatıyor bana. Bir şey batıyor bi’ de bacağıma. Yavaşça kalkmaya çalışıyorum ayağa. Evin anahtarı düşüyor pantolonumdam aşağıya. Yarısı batmış anahtarın baldırıma. Zorlayamıyorum kendimi. Bırakıyorum yine yere boylu boyunca. Sürüne sürüne varıyorum odamın kapısına. Tak, tak, tak…

Birkaç kez çalındı kapı.

Merdivenleri çıkıyorum sakin adımlarla. Pis bir tuvaleti andırıyor merdiven boşluğu. Hamam kokusu geliyor burnuma. Genzim yanıyor rutubetten. Ellerimde siyah torbalar var. Umarım eksik bir şey yoktur. Her adımda çarpışıyor birbirine şişeler. Aklıma geliyor birden; musluk su damlatıyordu ya. Bizim ingiliz anahtarımız yok. Hem tesisatçı değilim ben.

Taze çiçek kokuları yayılıyor koltuğumun altından merdivenleri çıktıkça. Birisi geliyor aklıma. Kırılıyor hamam kokusu daha yukarıya çıktıkça. Terliyorum tırmandıkça. Yoruldum. Evi üçüncü kat tavan arasında olan biri için fazla mı yaşlandım? Yirmilerimdeyim henüz oysa. Geldim sayılır en son kata.

Dayandım kapıya. Boyaları atmış kapının. Anahtarlarım? Aranıyorum anahtarlarımı. Bulamıyorum. Ah baldırım. Tabi ya. Biraz soluklanayım. Ellerimdeki poşetleri bıraktım kapının yanına. Kurtulup poşetten bir kolonya şişesi yuvarlanıyor aşağıya. Peksimetlerde dağıldı her tarafa. Çiçekleri özenle bırakıyorum bir kenara. Kim açacak kapıyı bana? Zil bozuk. Nazikçe tıklatıyorum kapıyı; tak, tak, tak…

Birkaç kez çalındı kapı.

Vardım bizim mahallenin yoluna. Sapmadan evvel uğradım duran çiçekçiye köşe başında. Mis gibi kokan çiçeklerden bir demet yaparken çiçekçi bana, telefon çaldı. Dayadım ilkin telefonu omzumla kulağım arasına. Çiçekçi hazırladı demetleri. Aldım koltuğumun altına. Kapattım telefonu. Saptım bizim mahallenin yoluna. Uğradım sonra bakkala. Bira dolabındaki şişelerden taşıyabileceğim kadar doldurdum siyah torbalara. Birkaç kutu da peksimet. Hah unutmadan; bir şişe de kolonya. Çıktım bakkaldan. Yürüyorum mahallenin kaldırımında. İleride üç katlı yıkık dökük bir apartman. Yaklaştıkça bir kalabalık artıyor etrafında. Yalnız bizden başka kimse yaşamıyor ki orada. Vardım neredeyse apartmanın kapısına. Anahtarlarım? Aranırken açıldı kapı. Tanıdığım bir koku yayıldı etrafa. Battaniye içinde sarılı cansız bir beden çıkarttılar dışarıya. Biri öldü üç katlı apartmanda demişti telefonda bir yabancı bana. Kapı tam kapanacakken koydum ayağımı araya. Ah baldırım! Dağılmaya başladı etraftaki kalabalık dört bir yana. Kapanmadan yakalamıştım kapıyı neyse ki. Girdim apartmandan içeri. Üzerime bir kasvet yağdı sonra. Henüz yirmilerimdeyim.

Kafamın içinde bitmeyen bir ses; şıp, şıp, şıp…

Birkaç kez çalındı kapı. Tak, tak, tak…

Emekli

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...