O An

Gece Gündüz
A A

O An

Tek bir hücrenin içine sığınmak istedi o an. Vücudunun duvarlarına değeceği -böylece sarılacaktı hücresi ona, belki anne dokunuşu olmazdı ama güvende hissedecekti işte- karanlık bir hücrenin… Öyle bir hücre ki kimse dokunamasın ona, zihninin en derinlerinden gelen seslerden ve kendi soluğundan başka bir ses erişemesin kulaklarına. Aslında sağlam bir sebebi olmayan tüm o yüzsüz yorgunlukları, korktukları; erteledikleri, geç kaldıkları, yetiştim zannederken kaçırdıkları, bekledikleri, beklemedikleri o ufacık hücrenin dışında kalsın istedi. Tüm hayat akıp gitsin o farkında olmasın işte. Zaman kavramı silinsin zihninden… Zibilyon metrekarelik dünyada istediği bedenini zar zor sığdıracağı bir hücreydi.

Hikayesine dönüp baktığında canını yakacak hadiselerin yanında mutlu anlar da görüyordu. Hayat ona bol kremalı pasta tadında mutluluklar da yaşatmıştı. İyi bir ailesi vardı mesela, sonra dostlar da vermişti hayat ona ve bir de sevmişti, çokça da sevilmişti aslında. İnsan ki mutluluğa karşı daha bir unutkandı işte. Mutluluğun tadını çabuk siler atardı. Acı bir biberin bıraktığı o can yakıcı hissi bir miktar damağından atamadığı gibi mutsuzlukları da atamazdı insan. Geri dönüp baktığında damağındaki o acıyı ilk andaki gibi hissederdi fakat bol kremanın tadı akıp gitmiş olurdu çoktan. Belki de normaldi, belki de oldukça anormaldi, belki de hiçbir şey olması gerekmiyordu.

Pencereden içeri kaçan hafif rüzgar tenine değmişti, saçları da hareketlenmişti üstelik. İşte şimdi tam bir hikaye kahramanı gibi hissetmişti. Şimdi derin düşüncelere dalması ve daha ötesi şiir yazması gerekiyordu. Kahramanlar böyle yapardı. Hatta rüzgarın pencereden içeri kaçması gibi dışarı kaçması, kötülerle mücadele etmesi gerekiyordu. Tıpkı bir kahraman gibi. Peki o iyi olan taraf mıydı ki? İçini yokladı. Siyah ya da beyaz gibi keskin bir cevap verecek cesareti yoktu o an. (Sonraki anlarda da olmayacaktı gerçi. Kendine korkak demeyi yediremezdi, cesaretsiz olarak tanımlanmayı tercih etti.) “Gökkuşağı gibi.” dedi.

Nereden aldığını, ne zamandır ona ait olduğunu hatırlayamadığı saatine baktı. Saat 03:00. “Birinin beni düşünmediği, bana özlem duymadığı ama benim bir hücreye hasret duyduğum bir vakit.” diye içinden geçirmesi gerekirdi tam o an. (O bir hikaye kahramanıydı, içinden böyle şeyler geçirmeliydi; galiba.) Çünkü gecenin tam üçü, içinde gül bitmesine uygun olduğu gibi insanın kendine olan özlemini gidereceği bir hücreye olan hasretini fark etmesi için de en uygun zamandı, belki.

Rüveyda Yılmaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...