Muhabbet İçinde Muhabbet

Gece Gündüz
A A

Muhabbet İçinde Muhabbet

“Gücüm yok. Gerçekten gücüm yok. Hayatta güç aldığım herhangi bir şey de yok. Sevgimden bile güç alamıyorum. Zaten insan kendi sevgisinden ziyade sevdiğinin sevgisinden güç alır. Kendi sevgim de bana dair ve ben, bizzat kendim güç arayışındayım. Onun sevgisi bana güç vermeli, benim sevgim ona güç vermeli. İçimdeki devasa sevginin ona güç verdiğini sanmıyorum. Aslına bakarsan sevgimden güç alma niyetinde olduğunu bile sanmıyorum. Daha doğrusu ipin ucunda yaşadığını görüyorum. Herhangi bir şeyden güç almaya meyilli değil. Onu ipin ucundan çekemedim ama o, ipin ucuna beni de sürüklüyor. Farkında değil. Zaten söz konusu ben olduğumda o farkındalık abidesi insan hiçbir şeyin farkında olmayıveriyor. Ve aslında evet, sevdiğimiz kadar sevilmedik ve evet, sevildiğimiz kadar da sevemedik. Ya hep fazla verdik ya hep fazla aldık. Sorun ne bizi o çok sevenlerde ne de bizim o çok sevdiklerimizdeydi. Ortada bir sorun olduğu da söylenemezdi, çünkü olması gereken oluyordu. Uç noktalar hayatı dengede tutuyordu. Yapmamız gereken gözümüzü kapatıp gelişine yaşamaktı belki de. Yapamadık.”

Onu dikkatlice izliyordum. Elleri, parmakları… “Ellerinden belli olur bir kadın.” diyordu şair. Peki ya bir erkek… Bir erkek de ellerinden belli olur muydu? Elleri mi ele verirdi insanı? Ellerindeki bunca güzelliğin sebebi neydi? Örselenmemiş parmaklarındaki sarsıntının sebebi olan geçmiş bu kadar ağır mıydı gerçekten? Tek birim acıyı içinde bin birim olarak hissederdi bilirdim.

Sonra kendi ellerime baktım. Utandım biraz. Yaratıcı, onunki kadar zarif eller vermemişti bana. Bacaklarımın arasına gizledim ellerimi. Şükretmeyi unuttuğum anlardan sadece bir tanesiydi.

O zarif parmakları arasındaki pembe kutudan pembe renkli hapı yavaş yavaş çıkarttı. Hapın haznesinden ayrılışından tuhaf bir şekilde zevk alırdım. O belli belirsiz çıkan “Çıt” sesinin tedavide ilaçtan daha etkili olduğunu düşünürdüm. Böyle saçma şeyleri neden düşündüğümü de bilmezdim. Bunlar benim ufak saçma düşünce sırlarımdı. “Pembe kutulardaki pembe hapların bize pembe bir hayat bahşedeceğini sanıyoruz” diyecekti birazdan, alaycı bir gülücük eşlik edecekti cümlelerine. Dudaklarına odaklanacaktım sonra. Onca cümlenin döküldüğü ve döküleceği o dudaklara. Sonra hapı dudaklarının arasına alacak ve tek yudum suyla yol verecekti ona. “En az bir bardak suyla birlikte içmelisin” diyecektim. Omuz silkecekti bana.

Odanın dışına çıkmaktan pek hoşlanmazdım, evin dışına çıkma fikri ise ölümden de beterdi. Herkes deli olduğumu söylüyordu ama o, sadece biraz zamana ihtiyacım olduğunu düşünüyordu. Zaten dışarıda çok da kayda değer bir hayat yoktu, gördüğüm kadarı bana yetmişti. Aslında ne deliydim ne de zamana ihtiyacım vardı, sadece korkaktım ve bu da benim bir diğer sırrımdı.

“Şu hayattaki tek dostumu kaybetmekten korkmasam sana aşık olabilirdim” dedim.

“Biliyorum. Sonucunda da benim olduğum yerde sen, senin olduğun yerde de bir başkası olurdu” dedi.

“Bunun için yeni bir dost edinmem gerekirdi. Bu da imkansız gibi. Neticede ben biraz deliyim. Doğrusu şu; senin olduğun yerde ben ve benim olduğum yerde yine ben olurdum” dedim.

Gülümsedi. Nadir anlarda gülümserdi. Kaybeden insanlar nadir anlarda gülümserlerdi, bunu da bilirdim.

Rüveyda Yılmaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...