Mucize’ye Mektup

Gece Gündüz
A A

Mucize’ye Mektup

Sevgili Mucize;

Evet itiraf etmeliyim ki beni çoktan da öte şaşırttın. Tamam genelde umutlu aptal Pollyanna’yımdır ve bu sebepten mucizelere de fazlaca inanırım da, sen yani… Ne yaptın öyle? Daha yeni tutmuştum dileğimi. Alışık değilim, öyle hemen olmaz benim istediklerim. Beylik laflarım vardır hatta, sevdiğim o şarkıdan ödünç alıp hayatıma iliştirdiğim. “Trafikte akmayan hep benim şeridim” gibilerden. Kiminin tereyağından kıl çeker gibi hallettiği işleri, bu Pia kız tırnaklarıyla kazıya kazıya inşa eder çoğu zaman. Yokuştur her işi anlayacağın. İşte bu sebepten sevgili küçük Mucize, şahsımı pek bir şaşırttınız ve fakat ne iyi yaptınız. Zamanlamanız müthiş 🙂 Çünkü (ikinci itiraf geliyor) son zamanlarda o mucizelere inanan çocuk tarafım azıcık büyümüştü ve askıya almak üzereydi mucizelere inanmayı. Tam o sırada koştun yetiştin; “Dur sakın vazgeçme bana inanmayı.” dercesine.

Bir sinemanın kapanışı bir bünyeyi ne kadar üzebilir ki onca saçma ve ağır şeyin yaşandığı bu dünyada? Üzebilir işte, hem de tam bu sebepten dolayı üzebilir. Tüm insanlık olarak sarılacak çok az şey kalmışsa hayatta, inandığın şeyler eksilip gidiyorsa birer birer, tek bir kuşun kanadına, güneş ışığının yüzüne çarpıp seni uyandırışına, tuttuğun takımın akşam maçının oluşuna, karakterlerinde kendini bulduğun ve aslında kurmaca olduğunu bal gibi bildiğin o diziye, dostun aldığı tek bir kitaba, öğrencinin avucuyla uzattığı tek bir üzüm tanesine, sevdiğin ama irtibatı büyük ölçüde kestiğin bazı insanlar uzakta olsalar da nefes alışlarına, yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken annesinin ittiği bebek arabasından sana boncuk boncuk bakan bebeğe, çocukluğunu hatırlatan muzlu sakıza, pamuk şekere falan yüklediğin basit anlamlar komplike ve ruhunun asla kendini ait hissetmeyeceği dünyanın sertliğine meydan okur. İşte bunlardan biri elinden alındığında engel olamazsın içinde beliren hüzne ve işte böyle olunca anlam yüklediğin ve kimine basit hatta komik gelebilecek şeyler senin için fazlaca anlamlı olur.

Sonra ne mi oluyor? O sinemanın kapanışı seni üzebiliyor, oturup yazı yazıyorsun o duyguyla ve bir mucize istiyorsun hayattan. Dileğini tutup sonsuzdan geri saymaya başlıyorsun, farkında olmadan totem yapıyorsun hatta, olur da sinema açılırsa jenerik akarken alkışlayacağına dair. Yazını yazıyor ve gündelik hayatına devam ediyorsun, ertesi güne kapıyorsun gözünü. Uyanıyorsun, gün başlıyor. Koşturmaca, iş, telaş ve başka gündelik rutinler içinde geçen on günden sonra yorgun argın eve dönerken bindiğin takside kurcaladığın sinema sayfasında o mucize haberle karşılaşıyorsun: Dileğin gerçek olmuş, kapanan sinema açılmış! “Yok canım nasıl yani?” şaşkınlığıyla başka sayfalar karıştırıyorsun haberin doğruluğundan emin olmak için. Sonuç değişmiyor, “İnan artık haber doğru” diyor iç ses, inanıyorsun. İçinde coşkulu bir sevinç, sinemanın açılmasına ayrı, dileğinin bu kadar kısa sürede gerçekleşmesine ayrı seviniyorsun. Alabildiğine gri bir İzmir akşamı bambaşka, renkli bir kimliğe bürünüyor bir anda. Ruhunda tam olarak kime, neye olduğunu bilmediğin bir minnet duygusu. “Hala umut var ” dedirten ışıklı birkaç cümle geçiyor içinden. Bindiğin taksinin aynasında yakalandığın kendi gözlerin, kocaman bir tebessüm iliştirip tek taraflı gamzene, öylece sana bakmakta, ne küçük bir an, ne büyük bir umut makamında. Son dakikada gelen ve maçı kazanmana sebep olan üçlük gibi bir şey bu, hiç ummadığın bir anda pantolon cebinden çıkan para gibi, teneffüsün bittiğini anlatan o şapşal zilin bozulması ve çalmaması gibi,ufacık da olsa kazı kazandan çıkan o minik meblağ gibi, uçurtmanın ipinin dolandığı ve “Acaba uçacak mı” tedirginliğiyle uğraştığın ipin bir anda çözülüp uçurtmanın gökyüzüne karıştığı an gibi bir sevinç.

Ve bu sevinç geçtiğimiz cuma günü, Karaca’nın perdesini yeniden açtığı ilk gün yani, daha da büyüdü. Perde açıldı, film izlendi, jenerik aktı ve Pia kız verdiği sözü tuttu: Kalkıp alkışladı hem filmi, hem kendisini yanıltmayan mucizesini 🙂

Ne yapıyormuşuz? Ne kadar zaman alırsa alsın, mucizelere inanmaktan asla vazgeçmiyormuşuz. Bu bir işaretti Pia, başlangıçtı. Şimdi sırada o en çok istediğin, büyük mucizen var, neden olmasın 🙂

Sevdiğimiz mucizeli şarkılardan, dinleyelim.

 

 

Kalandar Soğuğu filmine niyetlenip ufak bir aksaklıktan dolayı başka bir filmle başladık Karaca’ya. Oldukça eğlenceli bir Fatih Akın filmiydi, Elveda Berlin. Filmde tanıştığım şarkıyla siz de tanışın istedim.

*İzmir kavuştu Karaca’sına. Şimdilik sadece iki salonuna. Süreçte tanışma olanağı bulduğum işletmenin yeni sahibi Serdar Bey, ben ve benim gibiler adına kocaman bir mucizeye imza atmış oluyor bu durumda. Kendisine ne kadar teşekkür etsek az. Umuyorum ki sinemanın tamamı yine bizlerle olur; ama o zamana kadar, bize bu da yeter 🙂

* “Trafikte akmayan hep onun şeridi…” satırları için bkz. “Teoman, On Yedi”

Pınar Pia

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...