H…r Mu O?

Gece Gündüz
A A

H…r Mu O?

Selam sayın okuyucu. Sana zaman zaman yazılarımda Çokbilmiş diye seslenebilirim, gücüne gitmesin. E ama kabul et haydi, sen de herkes gibi biraz “Çokbilmiş” değil misin? Öylesin. E hadi bakalım, buyurun yazımıza geçelim.

Merhaba sevgili Çokbilmiş!

Sana bir sorum olacak, ama ucunda para ödülü olan sorulardan değil ne yazık ki (Hayır, olsa dükkan senin de yok yani)… Belki bir minik sorgularsın kendini, ya da oku geç, boş ver!

Huzur ne senin için? Evet, H…r derken huzur demek istemiştim… Biraz yardımcı olayım mı?

a) Rahat ve dingin olma durumu.
b) Ahmet Hamdi Tanpınar romanı.
c) Şişli’de bir mahalle.
ç) Yann Tiersen + Bir fincan kahve + Ayaklar uzatılmış + Elde kitap.
d) Televizyonda tuttuğun takımın maçı + Yanında kankan + Alabildiğine bira + Cips
e) Pes turnuvasında kazanılmış zafer sonrası hissedilen duygu.
f) Hiçbiri.
g) Hepsi.
ğ) Ve dahası.

Bakalım psikologlar ne demiş? Kaygının karşıt duygusu diye tanımlayanlar var. İçinde ufak bir endişe, kaygı, kuruntu olmama durumu diye devam etmişler.

Benim bazen sebepsiz yere bolca yaşadığım bir duygu bu Huzur denen meret. Bugün de öyle oldu mesela, ama her zaman çok bilen bir ‘Çokbilmiş’in birkaç cümlesi, bu sebepsiz huzur havamı dağıtıverdi. Önce bi’ “Ne yaptın be cicim, iyiydim ben böyle, kaçırıverdin tüm huzurumu” diye içten içe söylenirken, “Sahi yine nereden çıkıp geldi bu huzur” diye düşünürken buldum kendimi. Bir ara çok sık oluyordu, sanırsın ki dünyadaki her şey pembe, her şey öyle güzel, öyle anlamlı, öyle tatlı ki… Hani sabahın köründe çalan saati “İyi ki çaldın saat kardeş” diye öpeceğim! Yoldan geçen herkese “Merhaba, hayat ne kadar da güzel değil mi?” diye sorduğumda, tüm insanlar yaptıkları işi kesip bir anda dans etmeye başlayacaklar! Güneş bir başka parlayacak, bulutların hepsi çok sevdiğim Amelie filmindeki gibi hayal ettiğim şeyin şeklini alacaklar! Hani sanırsın evren parmağımın ucunda! O biçim huzurluyum yani, bundan dolayı öyle mutlu, öyle güçlü!

Ne diyordum? Hıh, işte bir ara bolca oluyordu. Yaşa geç değil mi, ı ıh… İnsan bünyesi, rahat batıyor ya; oturup düşünüyordum. “Niye oldu şimdi bu?” falan diye. Hani yüzeyde baktığında belli bir sebebi yok. Hayatımda her şey yolunda gidiyor desem değil… Para çıktı piyangodan desem, değil… Kafama taş düştü, tüm sorunlarımı çözdüm, gamsızın önde gideniyim artık desem, değil… O bir ara internette fenomen olan ruh hastası, Super Mario oynayan çocuğun dediği gibi “Güçlü kuffetli yemeklerden yedim de çok sağlıklı oldum” desem, değil… Sevgilim bencil olmaktan vazgeçti, artık empati kurabiliyor ve aşkımdan ölecek desem… İnişler, çıkışlar, tedirginlikler sonrası beyin Firewall oldu, sorunları bloke etti, görmezden geliyor durumları desem, o da değil… “Bana bir şey olmaz ağbi” meydan okuması desem, hı ıh değil… İç sesim, benim haberim olmadan bazı kararlar aldı, düşünerek yapamadıklarımı düşünmeyi keserek yaptırmaya ve bu şekilde ruh sağlığımı korumaya çalışıyor desem… Yoldan geçiyordum, Sevgili Fatih Erkoç Ağbi’mizin “Avuç içi kadar mutluluk yeter” diye seslenmesi gaza getirdi desem, ay ne desem ne desem, hiçbiri değil…

Sonra hatırladım, okuduğum psikoloji kitaplarından birinde (adını hatırlayamıyorum kitabın, affetsin beni yazar) şey diyordu. Duyguları tetikleyen bir şeyler var. İnsan psikolojisiyle biyolojisi iç içe. İnsanların psikolojik durumu, onların biyolojik işleyişini, biyolojik durumları da psikolojilerini etkiliyor. Antidepresanlar mesela buna iyi bir örnek. Kimyasallar, insanların sinir sisteminde değişiklikler yaratarak onların duygu durumlarını değiştiriyor.

Hıh bulmuştum işte… Tabi ya, benim antideprasanım, yani çok sevdiğim Türk kahvesi yaptı bunu, yanında da “Çikilata” vardı ya, “Serotonin Cakcuk”…

E sonra ertesi gün… Ama o gün kahve yoktu ki, nereden çıktı geldi peki yine o huzur? E tamam işte, Jazz Radio’daki Louis Armstrong sesi çağırdı huzuru.

E sonra ertesi gün, radyo kapalı, Louis Amca yok, e ama tabi ya, çok sevdiğim kasımpatı kokusu bu işte, ondan oldu bu, geçmişten bir şeyleri anımsattı diye.

I ıh, olmadı. Bir türlü bulamadım formülü… Bazen bunlardan hiçbiri olmamışken ben yine sanırsın ki huzurdan ölecektim!..

Ay bi’ sinir oldum önce, bulsaydım iyiydi be ya… Bulsaydım her çağırdığımda, ihtiyacım olduğunda “Hoop” geliverecekti. Ama bulamadım işte… Sonra içimdeki Çokbilmiş dile geldi. “Ya bi’ bırak, huzur sorgulanmaz, mantıksal çıkarımlarla kendisine ulaşılmaz. Sorguladığında ulaşabileceğin rahatlık duygusunun adı vicdan; sense huzurlusun. Bırak, o canı ne zaman isterse o zaman gelsin…” Bir tek şeyden emindim, kendini sevmezsen, ne huzur verebiliyordun ne de huzurlu olabiliyordun… Ana nokta buydu sanki, gerisi boştu, yaşa gitsindi.

Bir süredir olmuyordu bu sebepsiz huzurlanmalar, küstürmüş müydüm acaba?.. Derken, bu akşamüstü yine uğradı bana, tam barıştığımızı düşünürken “Hoop”… Yazımın başında dediğim gibi bir anda kaçırılıverdi… Kaçtı… Ama… Dur bir dakika…

Tam da şu an… Bu satırları yazarken… Bi’ dakika, kahve kokusu mu o? Şu çalan, Louis Amstrong değil mi? “Annneee, çikilata var mııı?”…

Sebepsiz, niyesiz… Bol huzurlu günlerin olsun sevgili Çokbilmiş…

Pınar Pia

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...