Çokomel Kağıtları

Gece Gündüz
A A

Çokomel Kağıtları

Nasıl da hafif rüzgarlı bir İzmir akşamüstüsü.. Evet,
Eski Pia olsam, şimdi size “Aman şöyle huzurlu, böyle minnoş bir akşam” diye cümleler sıralardım en rahatsız edicisinden huzursuz bünyeleri. Eski Pia değilim evet, çünkü eskidim. Yaşım kaç mı? Saymadım ki ya da unuttum bağışlayın*. Zaten eskidim derken, rakamlardan bahsetmiyordum tabii ki. Eskidim, çünkü kendimi üzdüm. Evet evet, ben kendimi hakim bey, bilerek ve isteyerek üzdüm. Huyumdur kurusun diyeceğim, kurumuyor! Kurusa, yaranın kabuğu gibi kaldırıp atarsın, ama.. Kurumuyor işte.

Neyse ne diyordum? Ha evet, üzdüm kendimi. Bu, sonunu başından bildiğim hikayelerimin başrolü olma durumum evvelden vardır. Bile isteye, gözü kapalı atıveririm kendimi içine. Her seferinde yanılmış olmayı dileyerek, sürpriz bekleyerek, cabbarca. “Ama manyaklık bu..” diyen iç sesim bir susar mısın? (Zaten sürekli çatışır benimle kendisi, kusuruna bakmayın). Yani ne bileyim aşırı umut kodlamışlar galiba benim DNA’ma. Ya da saçma bir “Ben hallederim” inancı, hep tercih edilen mantıklı yoldan değil de, az tercih edilen yoldan gitme hastalığı, emek verince en güzeli olur, kolay olan değerli değildir ki yanılsaması belki de. Toprağı sürmeden ekin istenir mi? Şimşeksiz ve gök gürültüsüz yağmur olur mu? Ya da dalgasız deniz? Varsın olsun çilesi, koy mantığı bir kenara, al kalbini çık yola ile dolu benim omuzlarım. Ağırlık yapmıyorlar mı? Yapıyorlar, ama omzumdan öper biri, geçer… (İç ses, hah saçmalık dedi yine).

Demiş ya Didem Madak, “…ama yazgısını çokomel kağıtları gibi tırnaklarıyla düzeltemiyor insan…” Şair haklı, ben aptal Pollyanna! O Pollyanna ki “Yazgı ne yaa, elinde her şey insanın” determinizmininden sesleniyorum insanoğlu ukalalığında. Al böyle verir hayat dersini küçük hanım, eskirsin işte dersini geçmeye çalışırken.. Üniversitedeki hocalarımdan biri  şöyle bir cümle kurmuştu vakti zamanında: “Hiçbir şeyde tırnak iziniz kalmasın.” Savaşçı kişilik bense “Olur mu öyle şey ya, son nefese kadar asılmak lazım” diye karşı çıkmıştım, ama haklıymış; çünkü bazen ne yaparsan yap olmazmış. Bazen gerçekten yetmezmiş ve bazen gerçekten pes etmeyi bilmek gerekirmiş. Kendinize rağmen inat etmek, hele ki zarar göreceğinizi bile bile asılmak, size zeki diyen insanlara bile ihanet. Zekanız aynı zamanda kendinizi korumayı da gerektirir. Nedir canım bu değirmenlere karşı Don Kişot’luk durumu?

Didem haklı, yazgı diye bir şey var modundayım bu aralar. Ha, bir yazı yazdım diye sanmayın ki bıraktım o yaramaz kızı, bana bir şey olmaz hallerimi. Hayır.. Bırakmadım da.. Yani… Şey… Şey işte.. Bu ara biraz yorgunum. Tamam itiraf ediyorum, çok yorgunum. Küskünüm daha çok, kırgın falan işte.. Birçok kavramı sorguluyorum yani.. Yazgı da onlardan biri. Hani “Gerçekten olsa olurdu” dediğim şeylerin olmaması anca yazgıyla açıklanabilir benim bilinçaltımda, çünkü kavgamı biliyorum ettiğim, gösterdiğim direnişi biliyorum.(Ya bir de çaktırmayın, ben ciddi bir yerde ülkeye, gündeme, siyasete, bilime dair de bir şeyler karalıyorum. Aman ha bu yazgı, kader, pes etmek falan sözcüklerimi duymasınlar. Vallahi uymaz Don Kişot ruhuma)

Aman ne var canım, bir sürü renk yok mu ruhumuzda? Ateşli savunucu kırmızılar, değişken sarılar, ümitli yeşiller, bilge siyahlar, masum beyazlar, zarif morlar, güçlü kahverengiler, romantik pembeler falan filan… Hepsi biz değil mi? Kusura bakmayın, ben bu aralar yalnızlığı, üzüntüyü de temsil eden derin mavilerdeyim.. Geçer mi bilmem. Yeni yeni aydığım “Yazgı diye bir şey var, sükunetle kabul et ve çekil”lerde mi yüzerim, yoksa çokomel kağıdı gibi tırnaklarımla düzeltmeye mi çabalarım, vallahi bilmiyorum; ama şey…

Denize düştüm,kuruyup geliyorum**…

Siz o zamana kadar alın dinleyin. En sevdiğim Mabel, bana şarkı yapmış. Hani prospektüsler var ya, ilacı nasıl kullanacağınızı anlatıyor. Ya da kolanın üzerindeki “Soğuk içiniz” uyarısı gibi ben de bir iki uyarıda bulunacağım.

1. Şarkıyı dinlerken, mümkünse ortamda sadece siz olun.
2. Hiçbir nota kaybolmasın boşlukta, kulaklık kullanın.
3. Son ses açın.

Dipnot: Gözler tabii ki kapalı.
Makul olabilecek yan etkiler: Bu tınılar astral seyahate sebep olabilir, bence sakıncası yok.

Ve sevgiler B. Keskin
*Birhan Keskin – Zeytin Ağacı
**Birhan Keskin – Delilirikler I

E haydi, gittim o zaman ben, EYVALLAH!

Pınar Pia

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...