Tavşankanı Buyurun

Gece Gündüz
A A

Tavşankanı Buyurun

İmkânsız aşk için mi yaratılır bazıları, yoksa bazılarına yukarıdan “Daha sen kavuşacaklar listesine eklenmedin, sen ömür boyu hasretliğe mahkûm edildin mi?” dediler. Ne oldu orada? Bir kargaşa oldu da ben yanlışlıkla özlemeye mi mahkûm edildim? Söyleyin bilelim; yani açıp açıp İbrahim Tatlıses’in “Allah’ım neydi günahım” şarkısına mahkûm etmeyelim kulaklarımızı. Hayır, konu komşu da alıştı bu duruma. Bir gün geç açsam şarkıyı, başlıyor karşı komşu ucundan çile damlayan çamaşırlarını asarken: “Allah’ım neydi günahım…” Aşağıdaki bankadan, yeni emekli olmuş amca; kadın dırdırına yüz tutmuş sesiyle havada kapıyor eksik kalmış nameyi: “Günahım neydi Allah’ım?” diye veryansın ediyor. Anlayacağınız bizim mahalle karışmak üzere. Siz en iyisi lisan-ı münasiple bana durumu açıklayın, ben onlara yeni şarkılar bulurum; yeter ki bizim iş çözülsün. Sonuçta ciddi konular bunlar, aşk ciddiyet kelimesinin esnemiş hali olsa da.

Konunun asıl teması bizim üzerimizden tekerrür ettiğine göre; en aydınlanması gereken bizim beynimiz. Yoksa zor değil! Hiç zor değil çayı yudumlayarak ufka bakıp gözü olabiliritesi en yüksek olduğunu düşündüğün hayallere dikmek. Ama “Çayın yanına simit olsa iyi olur.” diyen biri olmalı ya ara sıra. Hayır, sıklık zarflarının ehemmiyeti değil şu anda cümlede vurgulanan; çayın simitle olan fakir ama gurur tomurcuğu kokan ilişkisi de değil. Bu dizeleri yazan arkadaşımız diyor ki: “Çay ne simide yakışır ne de ufka bakan gözlerin olmazsa olmaz dekorudur. O sadece şiir gibi aşkın bahanesi; aşka yakışan en kutsal, en meşru içkidir. Öyle ki her yudumda çayın demi kararınca gönülleri ısıtır. Her kaşık darbesi bardağın haznesini sardıkça, bir anlık da olsa gözleri birbirinden ayıran en katlanılası reklamdır. Ve sadece gönülden gönle giden o gizli yolu bulabilenlerin göreceği, bir salaş çay ocağında yudum yudum içilip aynı duyguların kıyısında buluşmamızı sağlayan iskemlelerde gizlidir.”

Ama “Nerede o eski iskemleler?” deyip bir furya başlatma azizim, iş mahalle marangozlarından çıkalı çok oldu. Yeni nesil o işleri mağazadan hallediyor. Ve aşka da yeni sürüm geliyor böylelikle. Ne iskemlenin boyunu aşan uzun ve derin muhabbetler oluyor ne de o iskemleye oturup iki kelamı bir araya getirecek sevdalar. Çay desen onun da sallaması var. O yüzden Cemal Süreya’nın dizdiği “İki çay söylemiştik orada, biri açık / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizelerini okuyacağımız kimse de olmuyor. Çaylar da kulplu bardakta içiliyor, zaten kimse şiir de okumuyor. En iyisi çayı ucuzlatıp “Sevdaya bir tutam çay tomurcuğu alır mısınız?” deyip kampanya başlatmak. Belki de aşk; şiirin bahanesinden sıkılıp yerini çaya bırakır kim bilir?

Pericihan Cansu Saykal

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...