Arabamı Alabilirsin Ama Pamuk Şekerimi Asla!

Gece Gündüz
A A

Arabamı Alabilirsin Ama Pamuk Şekerimi Asla!

Hayatta sahip olduklarınızın ne kadarı sizin ya da ne zaman size ait olduğundan emin olursunuz? Birkaç metrekarelik, çift balkonlu, sabahları salon salamanjesi güneş ışığı gören, ebeveyn banyosu olan, siteli, güvenlik kontrolü üst düzey o kadar üst ki eve bile girerken şifrelenmiş, öyle üşengeç olmuşuz ki çöpümüzü bile atamıyoruz onu da bizim adımıza yapanlar var.

Hayatımız bir kutu içine gizlenmiş kontrolü de site yöneticisinde. O karar veriyor aidatın ödenmesine, kaloriferlerin yıllık muayenesine bizim hiçbir hükmümüz yok sonuçta ev bizim ya karışmıyoruz gerisine. Mutlu sanıyoruz kendimizi dilimizde de hep aynı yalanların türküsü.  Hep daha fazlasını isteme, aldığın katlara sığamama, fazlasını buldukça arsızlaşma, arsızlığın dibini sıyırma, boşa harcamama halleri, aman el alem duysun ev aldık bilmem kaç sıfırlı Türk Lirasına, üstünde aslan simgeli sayısız beygirin gücüyle gazlayıp giden dört tekerli bineğimizi de eksik etmedik, kapıdan görün, duyanlar da duymayanlara haber versin. Öyle olur ya mahallenin başında söylediğin haber sen daha varmadan kulaktan kulağa çığ olup büyür gider. Öyle bir hal alır ki mahallenin sonuna geldiğinde yatları katları olan bir milyarder bile olursun. Halbuki iki katlı ev bir de araba almışsın, neresinden tutup çekiştirsen de ne uzar ne de kısalır hepi topu gayrimenkul yatırım. Ama mahalleliye yetmez, bir dedikoduyu abartıyla harmanlayıp üstüne üç beş de yalan serpiştireceksin, sonra bırak o zaten bine bin katarak pişer. Mahallenin olmazsa olmazları vardır;

Dedikodu: iki veya daha fazla kadının bir araya gelerek bir değil birden fazla insan çokluğunu çekiştirip, konuyu öylesine un ufak edip konu bitiminde alakasız bir hal almasını sağlayan bir tür konuşma eylemi.

Hangi köşeye baksan muhakkak eksik olmayan, faydaları olmayıp zarara da el uzatmayan genç gece bekçileri,

Konteynere iki metre uzaktan, kaç kilometre hızla atarsam çöp içine girer diye düşünen apartman sakinleri,

“Tabak boş gönderilmez ayıp olur!” vecizesine sığınarak günlerce gelmeyen, bozulan çeyizlik yemek takımları,

Emekli olmuş, “Bundan sonra çocuklara karışır, kalan günlerimi de onların yeni oluşan sinir hücrelerini öldürmek için geçiririm.” diyen huysuz amca,

Mahalleye haftada bir gelen seyyar salıncakçı…

Bir de çocukken camda yalvararak pamuk şeker almaya ikna etmemize neden olan, dilimizdeki o son tüyü de bitiren amca, sana rastlamayalı uzun zaman oldu bu mahallede. Son yıllarda gelme sayını tekli sayılardan yok olma gerçeğine kadar götürdün. Ardında avuç içlerinde 1 lira saklayan çocukları da alıp gittin. Bari mısırcı amcayı alıp gitmeseydin, ona da artık sahil kesimlerinde rastlıyoruz. Dilinde de; kulağımda çalınan tanıdık melodisiyle “Süt mısır, taze taze süt mısır!” diye vuruyor da vuruyor kendine has ritmiyle. Ama mutlu, etrafına doluşan çocukların sayısı yıllara meydan okuyamamış olsa da üç beşinin cıvıltılı sesi, boyu yetmeyen kazana parmak uçlarıyla bakmaya çalışmasıyla çocuklar hep aynı, sadece para değişti mısırcı amca, bir de ona değer veren insanların sayısı.

Pericihan Cansu Saykal

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...