Sakin

Gece Gündüz
A A

Son dokunuşları da yaptıktan sonra aynanın karşısına geçti. En sevdiği gömleğini, boğazındaki son düğmeye varana kadar ilikledi. Saatini sağ eliyle hafifçe yokladı. Çiçekçiye verilecek bozuklukları cebine yerleştirdi ve dışarı çıkıp ömrünü uzatmaya adımlamak için kapıya doğru, kulağındaki müzik eşliğinde ağır aksak ilerledi.

Kapı açıldığında “Pink Floyd – High Hopes” çalıyordu.

Tüm temmuzlar on dokuzu buluyor ama bundan altı yıl önce o gün ve o ay buluştuklarında, kendisi de kendisi için küçük çaplı bir mucize gerçekleşeceğini tahmin etmiyordu. Kızın kapkara gözleri vardı; iri iri. Kıvırcık saçları omzuna dökülüyordu ve iki yanağında da iki çukurluk… Adını daha sonra etraftakilerden öğrenecekti ve öğrendiği anda bile çok etkilenmişti. Çünkü karanlık bir şeyleri sona erdirme gafletindeyken Bamin, sonsuz ışığa açılan tahta pencereydi. Cennet bahçesine dönüşmedi belki hayat ama uykular ateşi kesmişlerdi işte.

Bu da bir şeydi.

Uyandığın her günü atlatmışsın demektir. O günlerden biri… Hepsi birbirinin aynı ve şimdi karanlığın dibinden, ortalarına doğru yürüyor çünkü hayatta elde etmek için en çok savaş verdiği şeye sahip artık. Hissediyor ama gene de eksikliği. Okurken, yalnız koltuğuna uzanıp kahvesini yudumlarken, yeğeninin gün gün büyüdüğünü ilan eden fotoğraflarına bakarken, yemeklerini kendi elleriyle yaptığı restoranına girmeden evvel uzaktan gurur içeren bir mağrurlukla içerde dönüp duran çocukları izlerken… Ki onlar, annelerinin ellerinden kurtulmuşlar oyun oynamak için. Hayır, hepsi değil, çoğuydu bu.

Bir hikâye ancak böyle başlayabilirdi…

İçeri süzülürken omuzları düşüp kalktı. Başı, bir yükselip bir alçaldı; tıpkı içinde ailesinin de bulunduğu o tekne suya batıp çıkarkenki gibi. Adama yaklaşırken gözleri yaşardı. Onu kurtardıklarında, önce bir süre donup sonra hıçkırıklara boğduğu yaşları, kıvırcık saçlarına da bulaşmış…

Öyle anlatmışlar, öyle inanmış.

Birbirlerine sokuldular. Zaman durdu. Gözleri buluşunca, çocuk açlıktan hafiflemiş; adam yokluktan ağırlamış ve dünyanın geri kalanı için değil belki ama ikisi için seneler sürecek o rüya başlamıştı.

Kapının hemen önüne çöktüler ve çocuğun dizi, kendi dizine değerken yaklaşan birisi: “Hep buralardaymış aslında ama ilk defa sizin restorana girmiş. Kimsesi yok, dili biraz dönüyor. Birisi alıp sahip çıksa keşke ama kimse farkına bile varmıyor.” diye söylendiğinde, kendi kendine “Elleri çok güzel ama baksana ekmeği nasıl güzel tutuyor.” deyivermiş. Ve o an, başlamış. Seneler sürmüş ve çok güzelmiş.

Son düğmesine kadar iliklediği gömleğini düzeltiyor. Çiçekleri hafifçe koklayıp karşısında duran okula doğru ilerliyor. İnsanlar, bir mezuniyet töreni için olması gerektiği kadar şık ve o da kendi tarzında çok iyi hissediyor. Kendisiyle en son böyle, deniz kenarında şahitlik ettiği nikahta gurur duyduğunu anımsıyor. Ve az sonra, seneler evvel dizi dizine dokunan o ufak çocuğun mezuniyetine tanıklık edecek olmanın haklı gururunu taşıyor. Gözlerini kapadığında kulağına “Angelica” çınlıyor.

Ağır ağır yürüyor, hiç acele etmiyor.

En çok o beş harfli isim, dağılmak üzere olan karanlığı hepten bertaraf edebilirdi…

Onur Garip

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...