On Altı

Gece Gündüz
A A

On Altı

Masada karşılıklı oturuyorlar. İkisi. Saç örgüleri kusursuz. Tam ortadaki izden ayrılmışlar ve muntazam toplanmışlar. Gözleri kocaman. Geceyi aydınlatan Ay gibiler ve fotoğraflarda göründüğü haliyle. Gülünce gülümsüyorlar şairane buğular eşliğinde ve sesi “Baba!” diye çınladığında, tüm dünyayı susturuyor.

Ötekini bile.

On altı yıl evvel o iki küçük kızla oturduğu masanın, şu anki ile aynı manzaraya sahip olmasını dilerdi belki ama öyle değildi. Şimdiki, denizin hemen yanı başında ve yüzen çocuk sesleri içinde. Hem o eskisi gibi beton duvarları da görmüyor. Çok hoş bir varoluş sebebine ev sahipliği yapıyor.

“Zor ikna ettim baba, biliyorsun. Kızarıyorum hep ‘Bir şey olmadı.’ dediğimde. Dün gece artık anlayacak yaşa geldin; anlatmalıyım ama aramızda çünkü bunu her anlattığımda, ‘Annenin gözleri dolar.’ diye yazdığında, kitap düştü kucağımdan. Söyledim ya sana, fazla vaktimiz yok. Dışarıda bugün, kitapları eline alıp bakıp bırakması çok uzun sürmez.” deyip gülümsediğinde dünyaya dönebildi. Kızı konuşmaya başladığı günden beri bu her seferinde oluyordu. Konuşma bitip gülümseme başladığında yaşama dönebiliyordu. Çok güzeldi. Saniye saniye çok güzeldi. İlk andan bugüne dek.

– Farklı tepkilerim var, biliyorsun. Farklı şeylerin peşinden adımlıyorum. Basketbol maçları, evet. Sadece üçümüzün anlayabileceği saçma sapan bir doğa olayı ama hep tutuyor işte. Neydi o? Annenle deli gibi okuduğunuz ama benim kitaplığın derin yerlerine sakladığım çocuk? Harry? Başkayım işte, bunu da biliyorsun. Bizi hep, şimdi anlatacağım şeyin biz yaptığına inandım. Kitapların değil, kitaplarının değil, annenle birlikte aştığımız yolların da. Sadece bunun. Hazır mısın?

– Yarım saat içinde bitirmiş olmazsan okulun çıkış kapısında beni bulamayacak. Öğleden sonrayı astığımı, masum cümlelerinle açıklamak ister misin? Bunu affetmesi bir ay alır baba, papatya kamyonu bile kurtaramaz.

– Tamam, başlıyorum ama ellerini masanın üzerinde tut. Başım sıkışınca sürekli parmaklarına bakıyorum, kolay oluyor çünkü o zaman, öyle değil mi?

– Ben de seni seviyorum baba.

“Ocak ayıydı ve aşırı soğuktu. Dişleri birbirine vurduran soğuklardan. Buraya benzemiyor yani. Kolay üşümem, bilirsin ama sanırım on dakika sonra yaşayacağım şey içimi titretiyordu. Köpeklerin maması yoktu, mama almaya gittim ama başım sağ taraftan ayrılmadı ki hiç. İki çocuk. Kız çocuğu. Birinin önünde tartı var, yanında da bir kutu, içi bomboş. Diğeri sadece elini açmış, yıkanmamış gözlerle bakıyor, yanından geçip gidene. Yanlarından geçip gidiyorlar işte, durmuyor kimse. Beni bekliyorlarmış, ben de bizi. Ne bileyim, hayat. Çok gerçek. Veremedim cebimdeki bozuklukları. Tuttum kollarından, karşıya geçirdim. Girdik içeri, garson kız bir yadırgadı hatta ama ‘Birlikteyiz biz, benimleler.’ deyince gülümsedi. Herkes gülümsüyor zaten ama kimse bir şey yapmıyor ki. Geçtik masaya, numarası on dokuz. Birkaç fotoğrafın var tişörtlerinin önünde yazan. Tesadüf değildi, ben istedim. Menü geldi, seçtiler. Biri ufak, biri bir yaş büyük kızların. Büyük olan köfte, küçük olan pizza söyledi. ‘Abi.’ dediler, sürekli kendimi gerçek abileri gibi hissettim. ‘Abi, sigara böreği var mı?’ dediler, onu da söyledik. Ben kahve söyledim. Severim. Kahveyi bitirmeden yemekleri geldi. Yemekler gelene kadar çocuklar ellerini ovuşturdular. Hemen arkamda koca bir televizyon, şimdikilerden küçük ama. Gözleri hep onda. Yerken izlediler. İzlerken ısındılar. Isınırken yemeklerden döktüler. İçecekleri yarım kaldı ama yemekleri bitirdiler. ‘Abi.’ dediklerinde başımı duvarlarla bitişik camdan çevirdim. Baksam yaşları salıverirdim. ‘Abi,’ dediler, ‘Allah senden razı olsun.’ ‘Güzel uyuyun bu gece.’ dedim, ‘en azından içiniz sıcak.’ ‘Allah,’ dedim; ‘Kardeşim, sizden razı olsun.’ Tam çok soğuktan artık evlerine yollarken ayrılmak üzere kapının önünde, biraz uzaklaşıp dönüp bir bakış attılar. İçim çekiliyor bazen çünkü o bakış önce annenin gözlerindeki buğuda belirdi, sonra sana bulaştı, sonra da seni ilk kez verdiklerinde benim avuçlarıma…”

Sessizlik olmadı hiç. Birlikteyken, kızıyla.

– Dua ederken bile bir ş…

– Dua ederken bile bir şey bekliyorsun. Laleler Beyaz baba; güzel şarkı, annem de hoşlanıyor. Buğular işe yaramış baksana, anlaşma çok adil. Önce annem, sonra ben. Hikâyedeki en şanslı hakkında konuşmamıza gerek var mı? Biz ne kazandık peki? Gülümsetecek mi?

– Dondurma?

– Sarılarak okula kadar koşamayız, yoruluyorum. Ben başlıyorum, kaybeden ısmarlar. Yani, sen.

“Sen çok güzelsin,” demiş Tanrı, “Gökkuşağı güneşim gibi…”

Onur Garip

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...