Gün

Gece Gündüz
A A

Gün

Dize‘den devam…

“Sadece ikimizin uyandığı saatlerde…”

Sertçe acımasız giriyorum ki fikrinden vazgeç. Vazgeçiyorum? Evet. Neden? Şunun şurasından birkaç senem kaldı… Neye? Daha bana bile sahip olmadın… Kokuyu duymadan mı burnunun üzerine düşeceksin; vazgeçmiyorum, tamam tamam yeter, çok saçmalamaya başladın, karanlıkta herkes aynı görünür, onu gördüm… Çünkü ben görürüm… Bilmi… Bilmiyorum…

Çöküp kaldığı yerden sade kulağına çalınan yankıları anımsıyor… “O daha bir çocuk!” dedi Tanrı… Tanrıyla da mı konuşuyorsun? Evet… Seninle de konuşuyorum, hem sen yoksun ki ama Allah var; miniksin ve yumuk yumuk ellerinle ışıklar kırmızıdan yeşile dönene kadar, yalnızca birkaç dakikaları var birkaç bozukluk için… Ellerim titredi, başım zonkladı ama suya gömülen usulca yassı taşlar gibi çöktü kelimeler, çünkü yaşayamadıklarımı yazıyorum, çünkü elimden gelen sadece bu, çünkü sana da sahip değilim ama varsın işte, kanlı canlı karşımda, boyaları çatlaklarından dökülen sıvalarıyla eğri büğrü duvarlar gibi…

Öne sürüyorsun… Neyi? Neyi değil kimi daha ziyade… Kimi? Çocukları… Çocukları? Evet, çocukları öne sürüyorsun o lanet fikirden vazgeçmem için, tamam soğuk ama içim kaynıyor alevler misali yakmayan elle…

Savaşlarda da öyle yapıyorlar… Nasıl? Öne sürüyorlar… Asker savaşlarında… Kimi? Çocukları, günahsız olanlarından… Asker olanlarından… Askerde asker bavullarının üzerine askerdeki asker isimlerini yazarlarmış asker çocuklar… Askerde isimler farklılaşıyor mu? Evet, ölmeye amadeyken birbirlerinden ayrılsınlar diye çınlayan kurşun delikleriyle… Orada bile buldun onu, oradayken bile dokunamadın çünkü insan içindekilere dokunamıyor kızım içini delip, minik ve yumuk ellerin var, benim yok, dokunamıyorum, hem zaten yanıp kül oluyorlar…

Sakin ol… Şakakların hareket ediyor demek ki nefes alıyorsun hala, sakin ol, nefes mi alıyorum? Aynadaki buğuları nefes mi zannediyorsun sen ama hiçbir şey görmüyorum, hiçbir şey… Bilmi… Bilmiyorum…

Amaçsızca dolanırken ayakları yere basmıyor, eldivenli elleri örme bebek patiklerine temas ettiğinde geldi kendine…

Çok başka bu, çünkü yaşayamadıklarını yazıyor, çünkü avuçlarına doldurduğu ilaçları kavrayan ellerinde başka bir şey gelmiyor, minik değil ama yumuk yumuk değil ama güzel ve yorgunlar; nefessiz, kuralsız dereler gibi akıp giderler, içi taşkın seller gibi nefesi kalmı…

Kalmadı… Nefesim kalmadı… Anla! İstemiyorum, hayır artık seni de istemiyorum, bu başka, bu son artık… Görürüm, gördüm, çünkü ruhu bana yapışıktı tamam mı? Neden hiç gelmeyeceksin, seni bekleyemem, o fikirden vazgeçmem, sana sahip olmama bağlı çünkü, kutuda çünkü, içinde çünkü, saçların kıvrıldığında takacağın tokaların var kızım! Kızım… Kızım mı?

Ne de güzel görüntü… İki yapışık kaldırım taşı arasından baş veren yeşil cılız hayatlar gibi…

Seni seviyorum, çıplak ayaklı dilsiz dilenci çocuklar ışıklarda avuç açarken…

“Büyüsen de gitsen de hala bekliyor gibi beni senin küçük ellerin…”

 

Not: Yazının başındaki ve sonundaki o güzel kelimeler, Pilli Bebek’ten alıntıdır.

Onur Garip

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...