Dize

Gece Gündüz
A A

Dize

Nokta‘dan devam…

Uyandı… Tavan mı? Hayır, kahretsin gene değil… Üzerindeki ağırlık gene tavan değil… Öyle olsa toz kokusu vurmaz mıydı burnunun deliklerine? Yarı açık gözleriyle yokladı üstünü… Geceki kitap… Neydi? Yazılar, kelimeler cam kenarında otururken yanı başından akıp giden yol gibi? Yol gibi, evet… Bir iki kez göz kırpınca irkilerek gerçek yaşama dönmek de sevdaya dahil değil, aynı suda yıkanılmaz… Kaç kez? Bilmi… Boş ver…

Üzerinden attı Küçük Kara Balık’ı… O uyuduğuna göre küçük balık da ölmüştür zaten artık… Masal neden? E sana uykunda yardımcı olsun diye değil mi görünmez kızım? Minikti hani? Miniksin… Görünmez ve minik… Şimdilerde sadece düşlerde yeşeren cennet bahçelerinde…

Yemek yok… Su? Kahve sadece sürüngen ayaklarla pencereye yaklaşırken camın önünde görüntüler yok ama duvar var sadece ışık sızıyor… Küçük deliklerden yerdeki ölü sarı yapraklar seziliyor… Yapraklar? Yapraklar da minik mi? Minik… Yumuk ellerin gibi ama asfalta yapışmışlar… Arabalar ezmiş hep onları, arabalar kedileri de eziyorlar hep, kediler de minik değil mi? Sonra o asfaltları yenileriyle kaplıyorlar, kediler asfaltın altında kalıyorlar cansız izler gibi… Anneleri onları izler mi? Bilmi… Kediler de minikler, evet senin gibi, senin göğsümü yumruklayan yumuk ellerin çok güzeller, yüzüme sürsene…

Deniz suyu neden köpürüyor? Köpürüyor mu? Geceki deniz böyle köpürüyor ya hani şu bankta otururken mavisine baktığımız yan yana… Ama o rüyaydı? Rüya mı? Evet, hep uyumaya yakın son iki saniyede görülenlerden… İki saniye? İki saniye iki damladan daha mı büyük minik, evet yaşların gibi yumuk ellerini yüzüme sürüp dokundun derinlere…

Anlatsana hadi… Nasıldı dün gece? Teneke düğme kutusunu ellerime aldım, kucağıma bastırıyorum umutlar kaçmasınlar diye, anlat, lütfen, çok ihtiyacım var buna…

Dudağımın kenarıyla gülmek serbest mi? Serbest… Sana en çok yakışan şey dudağının kenarıyla gülmek kahverengi gözlerinle…

Konuşuyorduk işte… Bankta mı? Hayır, beton duvardan duvara vuran deniz suyunun kirli köpüğü yansırken gözlerime, anlatmaya başlıyordun, hadi, lütfen, çok ihtiyacım var…

Başlıyorum, sıkı tutun… Kelimeler sıkı tokatlar belki de. Hiç gelmeyecek olan kız çocuğunun masal kitabını okuyarak sızıp rüyalara dalmak isteyen o parçaları sulara saçılmış anneyi… Anneyi? Şimdi anne mi dinliyor yani hikayeyi? Hikaye değil, rüya… Hikaye olsaydı yarım kalırdı güzelim, çünkü en güzel hikayeler yarım kalanlar değil mi zaten, minik ellerin yumuk yumuk… Bilmi… Hadi artık, başla!

Soluğumu sonunda vereceğim bu fısıldadıklarım bitince, beni çok dikkatli dinle, sadece iki saniye daha büyüktür iki damladan gözlerin, çok güzel…

“Sana buradayım diyorsam, buradayım… Yaz! Ağaçları yaz, İzlandalı adamların ruhu okşayan müziklerini yaz, yıllarını heba ettiğin saçma adamları yaz ama yaz! İçini dolduran şeyleri boşaltmadan devam edemezsin bazen… Evet, düşeceksin ki düşmelisin de hatta, kalkmak için… Dizlerin yaralanmadan, yara bandının yapışkan yerini tutan kağıt parçasını açmanın hazzını tadamazsın… Apayrı evrenlerden elim, ellerinin üzerinde… Soyut ifadeler, kimi zamanlar hayattaki en somut gerçeklerdir…

Paltonu ilikledin, ayakkabılarını bağladın ve kapıyı açıp her biri birbirinin aynı olan günlerden birine daha adımlamak üzeresin… Adımlarını atarken ayaklarının altında yolu hissetmek istiyorsan, işte kapanan o demir kapıya bir kez daha dönüp bakmayarak başlayacaksın… Dönüp bakacağın zaman da gelecek elbet… Bir ablasın, şartlar oluştuğunda teneke kutudaki tokaların sahibine anne olacaksın… İşte o vakit, o kapıya baktığında dönüp sana doğrulan gözlerdeki parıltı olmak için şimdiyi yumruklamalısın… Küçük bir kara balığın köpükleri yumruklaması gibi…

Gece oluyor, sobanın alevli gölgesi tavana vuruyor… Uykuya dalıyor, hülyalar görüyorsun… Uyandığında duvarlardan sızan güneş seni bekliyor… Sen de başkalarının güneşi olacaksın… Çünkü insan insanın bitişiğinde durmaz ama Allah var, sana biçilen paye budur!

Her buradayım… Mezarlıklar önündeki otobüs durakları gibi, asfaltlar altındaki ölü kediler gibi…”

Kucağına gömdüğün teneke kutunun kenarından kan sızıyor… Kutu? Neden çakıldın kutuya, ama çok güzel ya ama içinde tokalar var; allı, beyazlı, mis kokan çiçekler gibi…

Miniksin… Minik ama görünmez değil mi? Öyle… Görüyorum seni sevmek için karanlığın en zifiri yerinde…

Seni çok seviyorum, şiir dizeleri gibi…

 

Biterken “Walking After You – Foo Fighters” çalıyordu…

Onur Garip

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...