Yazıyla Hikayem

Gece Gündüz
A A

Yazıyla Hikayem

Ben, kendimi döve döve yazar oldum. Soğuk kış gecelerinin sobasız damlarında battaniye altlarında okuduğum bütün katı eserler, bir bir pişirdiler beni. Okuduğum her metinde yeni bir şeyler fark ettim. Zihinsel manada yeterince gelişkin olduğum söylenemezdi. O devasa boyuttaki eserleri, bir gün onlar gibisini yazabilecek olmanın hayaliyle, bir gecede bitirdiğim sayısız zamanlar oldu. Bazı bazı, pare pare hissettim kendimi. Yazmanın bir tutku olduğunun bilincindeydim. Kalemi elime her alışımda ve mürekkebin damlalarına her dokunuşumda duyduğum heyecanı ve hazzı anlatamam. Ne zaman yazmaya başlasam, daha paragrafın giriş sayfasında tıkandığımı, yazacak şeylerin ansızın tükeniverdiğini fark ediyordum ve derin bir elemin pençesine istemsiz bırakıveriyordum kendimi. Başımı duvarlara vurduğum zamanları unutmuyorum. Yahu insan, hiç yazamadığından şikâyet edip de isyana kalkışır mı? Bazen annem çayımı masama getirdiği vakit, ona istemsiz bağırdığımı üzülerek belirtmeliyim. İçimdeki yazma heyecanı, bütün bedenime sirayet etmiş ve sanki bir uyuşturucunun pençesinde boğuluyormuşum gibi hissediyordum. Yoktu. Zihnimdeki kelimeler bir anda tükeniveriyordu. Okumalıydım. Çok okumalıydım. İyi yazabilmek için başlarda bir yazar adayı, günde iki bin kelime yazmalıymış. En az hem de. Korkunç bir şey gibi geliyordu bana. Bütün Rus edebiyatının üstünden, yeniden yeniden geçtiğim doğrudur. Kafka’yla bazen düşlerimde yolculuğa çıktığım, Yaşar Kemal’le memleketimin kuytuluklarındaki otları tek tek incelediğim ve her birinde ayrı bir anlam aramaya kalkıştığım doğrudur. Sabahattin Ali’yi, aşkla sevebilmenin yollarını biliyorum artık. Yeniden elime aldığımda kalemi ve dokunduğumda mürekkebin koyuluğuna hafiften, hazzın zirvesini yaşamak istediğimi hayal ettim bir an. Yüzüm, bir an tebessüme yelken açtı. Aman tanrım! Yazmak ne muazzam bir lütuf…

İçim ürperiyor. Kâğıdın akislerinde dolaştıkça kalemim, lambanın şavkının gözümü incitmesini önemsemiyorum artık. Ama korkuyorum. Kalemim değil, zihnimdeki kelimeler tükeniverecek diye korkuyorum. Ansızın bırakıveriyorum yazmayı. Hemen kütüphanemin tozlu raflarında elime geçiriverdiğim bir kitabın, sararmaya yüz tutmuş yapraklarını usulca çeviriveriyorum. Soğuk hava. Zemin soğuk. Evimin türlü odalarında, birbirinden farklıymış gibi duran soğuklar. İçim ürperiyor. Yeniden heyecanlanıyorum. Üşüdüğüm belli. Ayağımda, eski püskü bir çorap. Bir ayağımı diğerinin üzerine koymuşum. Üşüdüğümü bir kez daha fark edip hafiften tebessüm ediyorum. Ellerim üşümüyor. Tuttuğum kitabın sararmış yapraklarından duyduğum sıcaklık, bütün soğukluğumu alıyor. Birkaç saat okuyorum öylece. Sonra ılık nefesimle üfleyerek ucuna kalemimin, bir kez daha daldırıyorum mürekkebin kuytuluğuna. Gidiyor kalemim. Akıyor. Çok mutluyum. Hazzın zirvesindeyim. Annem, benim mutluluğuma anlam veremiyor. Ben, tebessüm ettikçe ve devam ettikçe yazmaya, annem de kendi kendine mutlu oluyor.

Yorulduğumu hissediyorum. Bir an yazarın yukarıda söylediğini hatırladım. Bıkmadan, bütün yazdıklarımı tek tek inceledim ve bütün kelimelerimi saydım. Tamı tamına iki bin on altı kelime. Bu tesadüf olmalı. Artık ılık bir rüzgâra kapılıp usulca bir yürüyüşe çıkabilirim. Yazıyorum artık. Geçmişteki isyanım olmasaydı, belki bu kadar olamayacaktım. Teşekkür ederim bütün yazarlara. Teşekkür ederim bütün yazdıklarına. Sararmış yapraklara teşekkür ederim. Kalemime teşekkür ederim. Anneme de. Bana üşenmeden çay taşıdığı için.

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...