Usulca Yalnızlık

Gece Gündüz
A A

Usulca Yalnızlık

Gece, sırra kadem bastı. Issızlığa bakabilmek korkusuzca ve gecenin karnına dalabilmek, sabır satın almayı gerektirirdi. Ürperti ürperti nemleniyordu tenim ve onulmaz bir hayalin girdabında, boşluğa liman atmış gibiydi gözlerim. Sakinledim usulca. Sokakları mesken tutmuş lambaların hüznünde, yeniden yeniden düş devşirdi ruhum. Sakındığım ve ürktüğüm ne varsa hatırıma getirdim. Korku, cehennemdi; cehennem, öteki olan. Kabul etmeli geceyi sükûnetle. Yalnızlığı satıyor arzulayana.

Yalnızlık, bana benzeyen çaresizlik gibisin. Ölüm kadar soğuk ve düşünülemeyen… Arayan, sende hazzı buluverir bazen. Tek düze bir sıradanlığı sırtlayıverir belki de. Kopkoyu özlemleri gizleyenler yüreklerinin derininde, sana sorarlar zamansız gidişleri ve sende bulurlar bütün terk edişleri. Yalnızlık, hoyrat bir bağrı yanık olsan, sicim sicim terlemezdin; üşürdün zavallıca ve sana yakışan da bu olurdu. Uykuya doğru yaklaşan bir üşümek… Sonsuzluğu arzulayan ve yok oluşa ramak kala bulduğun girdap.

Evvelce seni soranlar bana, “Ne buldun ki bırakmazsın?” deyiverirlerdi de anlatamazdım seni. “Öbür adımsın.” derdim içimden önce; sonra da tıpkı Cemal’im Süreya kadar haykırırdım seni: “Yalnızlık, bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.” Kalabalıklar, zindanları andırırlar bende kimi zaman. Teselli aradığım zaman ve soyutlanmak istediğim zaman, kalabalık bir yer arar ve hiç durmaksızın terk ederdim orayı. Birini terk etmek gibi, diğerine kavuşmak ister gibi; biraz hüzünlü, biraz tebessüm dolu. Avuçlarım yüzüme dokununca sana kaçtığım, doğru çıktı çoğu zaman. Beni tanıyanlar, avuçladığımda yanaklarımı, sana kaçtığımdan emin oldular sorgusuz.

Yalnızlık, beni esir almak değildi amacın, bilirim; ben, esir olmak istedim sana. Haz veren duyguları yeniden yeniden yaşamak ve bütün tutkulara sende vakıf olabilmek… Verdiğin lezzet, bir nargilenin dumanının aheste aheste çıkışı kadar doyumsuzdu. Yarınlar senli olur, bilirim. Yeni yaşlar seninle kutlanmalı bazen ve seninle yaşlanmalı mütemadiyen. Bir kadın ki zülüflerinin perçemini kıvrım kıvrım yapınca, gözlerini eğdirince mukaddes toprağa, attığı her adım seni andırıveriyor. Yalnızlık, kadın kadar nahifsin. Sana “Sen.” demek, tanıdıkların en hası olduğun izlenimini veriyor bana ve mesafe koyamıyorum sana. Uyku, sende yok etti beni. Yalnızlık, bir zavallı kimsesiz sokaksın bazen; bazen kızıla çalan güneş kadar leziz. Akşam olagelir sende. Bir anda oluvermez, usulca yürür akşam ve usulca kararır dünya. Keşke sokakların aydınlığı da usulca olabilse, doya doya.

Gece, sensin bende; gündüz, sen. Ah ulan buğulu yüzüm… Seçemeyince gözlerim başkasını ve hafiften bulanıklaşınca gözlerim, kalbim aydınlanıyor usul usul. Sen çıkıyorsun sonra ortaya. Arz-ı endam ediyorsun heybetinle. Sessiz neşemin sesi oluyorsun. Yalnızlık, bir sen ve bir de esir aldığın gece olmasaydı, bütün sular bulanık akardı bende; bütün sular, taşlara çarpa çarpa akardı. Sebebim, yokluğuna yalnızca. Ondan gerisi sonuç, ondan gerisi tebessüm… Yalnızca gülümse yâr, sen yoksan gerisi zarar.

Ömer Öztürk

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...