Tiyatral Hatıraların Öyküsü

Gece Gündüz
A A

Soluk yüzümde, yalnızca dikkatle bakıldığında sezilebilen bir heyecan vardı. Lokal ışığın bulunduğu konumla ışığın tepemde ansızın açılıvermesi aynı ana denk geldi. Ürperti ürperti nemliyordum. Karşımda, yarı karanlığa karışmış ve merak dolu süzüşleri; bedenimde, hâlimde, tavrımda kısaca tüm fiziksel endamımda çözümlemeye çalışan bir kitle mevcuttu. Ağzımdaki kelimeleri boşluğa dökmeden önce sahnenin geneline bir göz gezdirip bütün ruhumla hissettiğim o müstesna kokuyu tüm benliğime çektim. Sahnenin bünyesinde barındırdığı koku ve o kokudan yayılan haz, bana inanılmaz bir mutluluk veriyordu. İçimdeki ilginin, merakın, hoşlantının giderek bir aşka dönüştüğünün bilincine varıyordum. Sahne aşktı, tiyatro aşk.

Sahnedeyken canlandırmaya çalıştığım rolün ne olduğunu kısa bir süre de olsa unutuverdim. Telaşım hissedilmedi. İçimde giderek alevlenen sahne heyecanı, beni ürpertmişti. Büyük bir titreyişi barındırıyordum bünyemde. Sahnenin köşesine konulmuş sedirde uzanıyordum rolüm gereği. Başımı hafifçe dikip toparladım bedenimi. Gözlerimi, seyircilerin arasında bulabildiğim bir boşluğa diktim. Derin bir diyafram nefesi aldım o sıra. Ağzımdaki ilk kelimelerim, damla damla süzülüverdi: “Şeytan alsın. Midem bomboş. Öyle de gurulduyor ki!”

Seyircilerin içerisinde, hiç de komik olmayan bu cümlelerime karşı tebessüm edenler, küçük adımlarla kıkırdayanlar oldu. Mutlu olduğumu hissettim. Özgüvenim artmaya başladı. Komik olmayan repliklerim, birilerini güldürmüştü. Cümlelerimi bir bir söylemeye devam ettim. Ben konuştukça ve adımladıkça sahnenin muhtelif yerlerinde, rahatlıyordum. Seyircinin gülüşleri, giderek kalabalıklaşıyordu. Az evvel gözlerimi, seyircinin arasındaki boşluğa dikmiştim ya hani; çektim o boşluktan gözlerimi. Kendimden emin olduğumu hissetmiş olmam, beni tek tek gözlere odaklamaya yetti.

Artık çok rahattım. “Birazdan tek başına olduğum sahne kalabalıklaşacak ve hepten rahatlayacağım…” diye düşünmeye başladım. Rolümün en can alıcı yerinde arkamdan, beni rahatlatan sesi işittim: “Al şunları Osip, kendini asarsın!” “Ah ulan Selim!” dedim içimden, “Yaptın yine yapacağını…” Sahnede, rejinin bilgisi dâhilinde olmayan bir aksesuar kullanmış ve seyirciyi güldürmeyi başarmıştı. Hem rolümü yapıyor hem de Gogol’a içimden şükran duymaya devam ediyordum. “İyi ki…” diyordum, “İyi ki Müfettiş’i yazmış.” Benim ilk sahne deneyimim: Müfettiş. “Yıllar epriyecek, ansıyacağım seni Müfettiş.” diyeceğim içimden.

Beynimin başköşesine kurulmuşluğun, ruhuma bıraktığın tebessümdendir. Ne zaman farklı ortamlarda sanata, edebiyata dair bahis açılsa aklıma ilk Müfettiş gelir. Tiyatral hatıralarımın başlangıç noktası. Bakışımı zenginleştiren müstesna yüzleri gizler Müfettiş. Sanatı, sanatçı gibi algılayışımdır. Sanata karşı benimsediğim ilk duyuş ve düşünüş merhalemdir Müfettiş. Yuttuğum sahne tozunun bir tadı olduğu gerçeğini, bir tokat gibi çarpandır…

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...