Müstesna Şairin Serencamı

Gece Gündüz
A A

İnsanlar doğar, büyür ve ölürler. Doğanın fıtratında yatan bu yegâne düzen, kimi zaman girift acılar bırakmıştır geride. Her ne kadar yüzler belli etmese de kederini, yıllar geçtikçe saklanan dramların bir bir ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu yegâne düzenin geride bıraktığı iz, kimi zaman hafif kimi zaman ağır yaralar olarak çıkar karşımıza. Hazan mevsimi ortamı terk edip de kara kışın kapımıza dayanmaya başladığı şu günlerde, bu kederleniş hâlini ister istemez taşıyorum bünyemde. Esasen anlatmaya çalıştığım, tam da Mevlana’yı yâd ettiğimiz şu hazin günlerde, kalplerimizin köşesinde bizde daha derin bir iz bırakan bir şahsiyetten bahsetme isteğimdir: Mehmet Akif Ersoy.

Akif, 20 Aralık’ta (1873) dünyaya geldi ve yine aynı ay içerisinde 27 Aralık’ta (1936) aramızdan ayrıldı. İlk zamanlar onun kıymetli şahsiyetine yeterince vakıf olamayanlar, o aramızdan ayrıldığı zaman belki de ciddiyetten yoksun bir gösteriş algısıyla felaket tellallığı yaptılar. Akif üstat, yaşadığı 63 yıllık dünya hayatında; tavrıyla, tarzıyla, soğukkanlı duruşuyla ve vatanperver algısının yanında İslam’ın kale gibi savunuculuğunu yapmasıyla gerek edebiyatımızın geçmiş atmosferi içerisinde gerekse de siyasi tarihimizin hazin zamanlarındaki vakur duruşuyla müstesna bir yere sahiptir. Bu yazımızın devamında Mehmet Akif’in şiirlerine tematik bir bakış atacak, onun edebiyatımızdaki yeri üzerine de birkaç çıkarım yapmaya çalışılacaktır.

Mehmet Akif’in kimi şiirlerinde keskin bir milliyetçi söylem varken kimi şiirlerinde ise daha lirik, naif bir söylem karşılar bizi. Onun “Çanakkale Şehitlerine” şiiri bir slogan, bir isyan mahiyetindedir; aynı şekilde “Bülbül” şiirinde ise bir sakinlik, coşkun bir kibarlık, lirizm kendini hissettirir. Mehmet Akif, esasen nesri pek beceremediği iddiasıyla şiire yöneldiğini söylemektedir. “ Kocakarı ile Ömer, Küfe, Mahalle Kahvesi” gibi şiirleri esasen birer öykünün şiir olmuş hâlidir ki “Manzum Hikâye” şeklinde adlandırılır.

“Hüsrana rıza verme çalış azmi bırakma / Kendin yanacaksan bile evladını yakma.” mısrasına baktığımızda, Mehmet Akif’in şiirlerinin büyük bir kısmının da nasihat verici, ders niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki şiirlerinin birçoğundaki kimi mısralar, birer özlü söz niteliği taşımaktadır. “Medeniyet dediğin açmaksa bedeni / O zaman hayvanlar insanlardan daha medeni.” veyahut “ Sahipsiz bir memleketin batması haktır / Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.” mısraları, millet hafızasının en nadide köşelerinde yer edinmiştir. Bu mısralara farklı bir gözle de baktığımızda ince bir yergiyle karşılaşırız. Bazı zamanlarda arkadaş sohbetlerinde, Kurtuluş Mücadelesi yıllarında verdiği mitinglerde, vaazlarda üslubunun, muhatabını ne kadar etkilediğine şahit olunur. O, iyi bir şair olmanın yanında müstesna bir hatip, müstesna bir dindar ve müstesna bir vatan, bayrak aşığıdır. İstiklal Marşı’nın her bir mısrasını etraflıca incelediğimizde yukarıda bahsettiğim vatanseverlik, dindarlık ve şairlik yetilerinin tümüne şahit oluruz. Mehmet Akif, yaşadığı çağın son dönemlerinde, özellikle Mısır’da iken ülkede yapılan reformları bir bir takip etmekteydi. Ülkesine döndüğünde Mısır’a gitmeden önce gördüğü ilgiyi yeterince görememiş, bu durum Mehmet Akif’i gittikçe daha elim olan yalnızlığa itmiş, beraberinde hastalanmasına ve giderek kimsesizleşmesine yol açmıştır. Edebiyatımızın bu müstesna şahsiyetine yapılan bu davranış, günümüzden seyredildiğinde bir utanç vesikası hâlinde durmaktadır. Vefat ettiği zaman dahi cenazesinde üç-beş kişi olduğu bilinmektedir. İstiklal Şairimize yapılan bu hadsizlik, ölüm yıl dönümünde bile bizleri yeis içerisinde bırakmaktadır.

Sonuç olarak Mehmet Akif Ersoy’u, günümüz gençliği yalnızca İstiklal Marşımızın şairi olarak bilmemelidir. Onun diğer şiirlerinde de bir edebilik, bir şair duruşun dışavurumunun farkında olmalıdırlar. O, Kurtuluş Savaşı yıllarında verdiği mücadeleyle, örnek yaşamı ve kişiliğiyle, kimi şiirlerindeki edebi ve okunduğunda bizleri tebessüm ettiren nüktedan mısralarıyla, her şeyden ve hepsinden öte İstiklal Marşımızın şairi olması dolayısıyla bizlere büyüklüğünü ispatlamıştır. 27 Aralık ölüm yıl dönümünde, bir kez daha Mehmet Akif üstadı hatırlamak, şiirlerini okumak, yaşamını bilmek, algılamak ve mısralarında bizlere hissettirmiş olduğu vatan ve millet bilincini tüm benliğimizle özümsemek; Mehmet Akif’e verdiğimiz değerin yüceliğini gösterir ki bu durum da bizleri yüceltir, mutlu eder. “Allah, bu ülkeye bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın. ” diyen Mehmet Akif, milli marşımızın taşıdığı manevi değeri ve milletimiz üzerinde bıraktığı derin etkiyi bilmekte, hissetmektedir. Gayemiz, her mısrasının anlamını benliğimize kazımaktan başka bir şey değildir.

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...