Karaya Çalınmış İsyanlar

Gece Gündüz
A A

Soğuk damların ardında, kabuğuna çekilmiş kış karıncaları gibiyim. Ellerimin ortasındaki çizgilerin solgun tavrı, soğukluğumu dışa vuruyor. Çaresizliğimin diz boyu olduğunu anlatamam. Katı katı biriktiğim zamanların en keskini, içimdeki yarayı daha bir artırıyor; daha bir çıkmaz zamanların, değişik hülya âlemlerinin, rüyasız gecelerin pençesindeyim.

Özgürlüğüm elimden alınmış ve ben, esir edilmişim sanki bir süreliğine. Kimi zaman derin düşüncelerden kurtulmaya çalışıp da şöylece bir silkelediğimde kendimi, gerginleşiveriyorum hemen. Ruhumun karanlık labirentlerinde sırılsıklam üşüyorum. Burası yarı açık cezaevi gibi ruhuma. Bütün benliğim inkâr ediyor içinde bulunduğum dünyayı. Belki de çok evveli böyle bir ortamda, böyle soğuk ve duygu yoksunu yüzleri görmemiş olmam, böyle yüzlerle karşılaşmamış olmam veyahut içinde bulunduğum ortamın keskin tavrını kestirememiş olmamdır beni bu tarz duygulara sevk eden.

İnsan, bazen düşün dünyasının özgürlük alanından çıkmak istemez. Zorla çıkarıldığı vakit de kâbus olur her anı. Sanki benzer duyguyu istemsiz yaşıyor gibiyim. Sayılı zaman da olsa esir kalmak, gören ruhumu kör ediyor. Umarım bir gün bu kelimelerimi ilmek ilmek beyinlerine işleyenler, “Yahu bu adam ne demek istiyor?” diye kendilerini sorgulayacaklardır. İçinde bulunduğum dünyanın ne olduğunu, kafalarının türlü yanlarında tasarlayacaklar ve en sonunda bir çıkmaza varacaklardır.

Gün, eksildi penceremden dostlar. Tekli koltuğumun başında okuduğum kitapları hatırlamak, çaresizliğimi katlıyor ve için için acıyorum. Özlemlerin en büyüğünü, okuduğum her satıra ve yudumladığım o eşsiz kahvenin kokusuna duyuyorum. Pencere çehrelerinde buğulanan görüntünün, soluk soluk da olsa hissedilen yağmur tıpırtılarının damlalarında düşlüyorum ruhumu. “Özgürlük, ne muazzam bir zafermiş…” deyiveriyorum sonra kendime. Gözlerimin kıyısından bir damlanın, yanaklarıma doğru akışına kapılıyorum.

Etrafımdaki, hayatının türlü zamanlarından zevk almayı bilememiş ve özgürlüğün somut varlığını doyasıya yaşayamamış insancıklar, benim kederli tavrıma bir anlam veremiyorlar. Emirler öyle yıldırmış ki onları, artık duyarsızlaşmışlar içten içe. Gözlerindeki umut ışığı, hırçın bir vaziyeti tüm bedenlerine yansıtmış. Neyi, niçin anlatmaya çabaladığımı umarım anlayacaklardır.

Ben burada, devletin bir biriminde ne miyim? Dilim, esir almış beni! Söylemekten aciz düşmüş vaziyetteyim. Ben; Asker! Emir yığınlarından oluşan bir sistemin içinde boğulanlar arasında kalan ve boğulanlar tarafından da tüm hızla boğulmaya çalışılan bir zavallı. Zavallılığım, duygunun sömürü hâli değil! Zavallılığım, pişmanlıklarım ve kaybettiğim bütün iyimserliklerim. Umut mu? Kömür gözlerine müptela olduğum bir kadından başkası değil!

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...