Kanatların İncinmesin – II

Gece Gündüz
A A

Kanatların İncinmesin – II

Bütün tılsımının tamamen kaybolacağı hissine kapılmıştım çaresiz. Bütün yaşanmışlıklarım kendi içimde; bütün hissedişlerim, bütün dokunuşlarım hatta ve hatta gözlerine bakışımdaki hâlin de kendi içimdeymiş gibiydi. Sen yokmuşsun da hayalin varmış, hayaline dalıp gidiyormuşum gibi ve sanki bazen hasretliğim sana değil de hayalineymiş gibi. Kıvılcımlanması tenimin ve ürperişim bu sırdandı. Seni bir giz gibi saklayışımdandı.

Bazı bazı yazmaya koyulduğum şiirleri, birileri bir yerlerde duyacak ya da bulup okuyacak ve bütün sırrın, ansızın ellerimden uçuverecekmiş gibi hissediyordum da yazdıklarımı ansızın yırtıveriyordum. Sonra tekrar koyulup da masama ve tekrar başlayınca yazmaya, sırf seni yazmayayım diye o kadar hassas davranıyordum ki benliğimden çıkan kelimeler, bana düşman kesilmiş gibiydiler. Sanki kelimeler, aralarında anlaşıp da sırrımı cümle âleme ifşa edeceklermiş gibi bir hisse kapılmaktan alamıyordum kendimi. Sonra başladıkça yazmaya, sırf seni anlatmıyorlar diye, senden bahsetmiyorlar diye yazdıklarımı bir bir çöp ediyordum da sinirimden ve bütün benliğime nüfuz etmiş çaresizliğimden damla damla damlıyordum gözlerimden. Her damlada yeni bir mendil ile siliyordum yaşları ki “Onlar, senin için damladı…” deyip her birine ayrı bir kıymet vermeye çalışıyordum. Bütün benliğim arzu ederken seni, aklımın kaybolmuş olmasına ayrıca kederleniyor; doğrudan düşünceme, senden aldığım hazzı getirip de aklın kaybolmasıyla usulca dalga geçiyordum.

En derinimde olan varlığın, günler geçtikçe suyun yüzüne çıkmaya başlamıştı ve ben, sanki dümdüz bir ovadayken ansızın kendimi en yüksek dağın zirvesinde buluvermişim gibi bir hazza kapılıyordum. Ellerimi iki yana açıp da meltemin bütün ılıklığını alırken içime, doyumsuz mutluluğun zirvesindeymişim gibi tebessümü koyuveriyordum bütün yüzüme. Sonra, balon gibi hissediyordum kendimi. Şişirilmiş de ağzı açık bırakılmış ve birazdan aniden iniverecek olan bir balon gibi hissediyordum kendimi. Tebessümüm bir daha geri gelmeyecekmiş gibi terk ediyordu çehremi. Bana küsmüş gibi, bana kırılmış da sanki ben, ona karşı çok büyük bir suç işlemişim gibi hissediyordum. Geçtikçe günler, etrafımı saran sessizliğin eşiğinde kaybolmaya başlamıştım ve bütün tavrım, kelimelerle danstan ibaretti. Bazı bazı kitapların koynunda uyuyakalıyordum ve gözlerimi açtığımda beynimin orta yerinde gezinen kelimeler görüyordum; karmakarışık, iç içe geçmiş bir hâlde.

Sanki bir mahalle ortasında bir lider adamın, çocuklara pamuk şeker dağıtıp da pamuk şekerleri kapan çocukların, ivedilikle o küçücük ayaklarını sokakların derin kuytuluklarına koşar adım salışları gibi. Toparlayıp da kendimi doğrulunca uyuyakaldığım masamdan, bükülmüş yapraklarıyla önümde duran kitabımın içinin bomboş, bembeyaz bir kâğıttan ibaret olduğu hissine kapılıyordum. Beynimin ortasında savaş alanı gibi birbirine girmiş kelimelerim, sanki kitabın taptaze yapraklarını terk edip beynimin orta yerinde oyun oynuyorlarmış ya da kavgaya tutuşup da olanca şiddetiyle benimle ilgili bir sorunu halletmeye çalışıyorlarmış gibiydiler. Bitirmek istediğimde kavgayı ya da sonlandırmak istediğimde oyunu, gözlerimdeki bütün yorgunluğu aynada seyre koyulup yüzüme çarptığım iki avuç suyun ardından, kıvamında kaybolduğum kahvemi usul usul yuduma çalışıyordum. Aldığım her yudumda kafamın içindeki kelimelerden biri daha bırakıyordu kavgayı ya da terk ediyordu oyunu. Kafamın içinde çapraşık bir hisle düğümlenmiş olan kelimelerim, aldığım her yudumda ortamı terk edip de masamda duran kitabın bomboş yapraklarındaki yerlerini usul usul, bazen tebessümle bazen de zorla bıraktırıldıkları hissine kapılıp da yarım kalmış oyunlarına sinirlenerek yerlerini alıyorlardı. Onlar yerleştiklerinde her satır başlarına ve bölündüklerinde bazı satır sonlarında, gözlerim daha bir aydınlanıyor; neler gördüğümü, karşımda duran şeyin ne olduğunun daha bir ayırtına varıyordum o sıra.

Kahverengi odamda tozlu raflarımı usulca süzdüğüm vakit, bir an aklımdan güncel anne duygularını geçiriveriyordum. Raflarımda duran kitaplara bulaşmış olan tozlar, ortama bir koku katıyordu ve ben, o kokuyla zevkin inanılmaz doruklarına çıkıyordum. Bir annenin, merhamet duygusuyla o rafları temizliğe kalkışması beni inanılmaz derecede tedirgin ediyordu ve kendimi, sanki bütün duygulardan mahrum bırakılmış gibi hissediyordum. Hatta bazı bazı, sanki ruhumdaki iyi duyguların her birine bir hançer saplamışlar da ortalığı kötü duygulara bırakmışlar gibi hissediyordum. Yudumlarken kahvemi ve gözlerimi camın kıyısından dışarı gezdirirken sanki serçeciği bekliyormuşum gibi bir hisse kapılıyordum. Büyük bir hazzın ve tatlı bir tebessümün ortasına dalıveriyordum sonra ve ansızın kırpıştırıyordum gözlerimi o sıra. Yarım kalmış bir kitabın bitmek bilmeyen sayfalarında geziniyor gibiydim. Hiç bitmesini istemiyordum sanki ve bitince kahramanım değil, ben öleyim de kurtulayım gibi bir hisse kapılıyordum. Kurtulmak sözcüğüne takıp da kafayı, serçecik gelene kadar beynimin içinde kurcalarken bu kelimeyi, ölüm duygusunun bir kurtuluş mu yoksa bir sonsuzluk mu olduğunu yeniden düşünmeye başlıyordum. Böyle böyle düşündükçe uzaklaştığım şiirden, sonra tekrar nem kapıp da getirince aklıma seni, ani bir küfrü sallayıp dilime, “Nerde kaldı bu serçecik?” deyiveriyordum.

“Ya meltemler suçluysa?” diye düşünüveriyordum sonra. “Ya sert esip de serçeciğimin bana gelmesini engellemek istiyorlarsa?” çaresizliğine kapılıyordum. Umutlu yaklaşıp da düşüncelerime, “Belki de meltemler, serçeciğimin boynunda asılı duran bilgilerin kötülüğünden şüphe ediyorlar ve bana ulaşmasına engel oluyorlar…” diye düşünüyordum o sıra. Tükenmeye yüz tutmuş kahvemi tazeleyip tekrar kurulduğumda masama, gözümün ucuyla cam kenarından gökyüzünün uçsuz bucaksız derinliğinde haber aranıyordum. Gözlerimi kırpıştırıp da masmavi gökyüzünün dehlizlerinde gezdirirken çehremi, uçuşan sayısız kuştan birinin serçecik olabileceği ümidini taşıyordu. “Bana seni getirecek o…” diyordum sonra sesli olarak. Her seslenişimde keyifleniyor, bir daha ve bir daha “Bana seni getirecek o!” diye bağırmaya başlıyor, ansızın kendimi kaybedip de odamda masamın etrafında deli danalar gibi dönüp duruyordum…

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Ömer Öztürk

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...