Hüzün Dicle Akar Bu Kentte

Gece Gündüz
A A

Sarı sıcağın olanca heybetiyle üzerimize üzerimize gölgelendiği bir vakitte, boz bulanık görüntüsüyle arzıendam eden Dicle’nin kıyısına paralel ve ağır aksak adımlarla yürüyorduk. Yanımızdaki rehberimiz taze görüntüsüyle Hasankeyf’in tarihini bize bir bir anlatıyordu. Sonradan adının Şilan olduğunu öğrendiğimiz rehberimizin yüzündeki masumiyet, tavrındaki ciddiyet ve cemaline sirayet etmiş olan sarı sıcak esmerliği; bir özgünlük, kendine haslık hissi veriyordu. Anlattıkları da en az kendi kadar masum, kendi kadar samimiydi.

Çok eski zamanların Güneydoğu’sunu heyecanlı heyecanlı anlatırken o dönemleri sanki yeniden yaşıyormuş gibiydi. “Dicle kıyısında ayaklarını suya sokmuş olan masum kızın yanındaki kişiye su atması ve kıyı boyunca birbirini kovalamaları çok güzel değil mi ağabey?” diyor ve bizden dinlediğimizi ispatlamaya çalışırcasına onay bekliyordu. “Bakın ağabey bu görmüş olduğunuz köprü çok eski bir köprüdür, ta Artuklular zamanında yapılmış. Artuklu Beyliği burada yaşamış. Şu görmüş olduğunuz yuvarlak minare yıllardır duruyor, hala sapasağlam. Bu köprünün diğer tarafındaki köprünün de ayakları hasar görmüş, şimdi orası restore ediliyor. Devlet buraya baraj yapmayı planlıyormuş. Biz istemiyoruz. Eğer buraya baraj yapılırsa biz ne ile geçineceğiz ağabey. İsterseniz sizinle şu karşıda gördüğünüz çay ocağında bir çay içelim ha, ne dersiniz?” “Olur, olur.” diye onayladık rehberimiz Şilan’ı. Sonra da dediği yere doğru ilerledik. Dicle nehrinin üstüne kurulmuş olan çardakta efsanevi aşkları bir bir dinlemeye koyulduk. Hasankeyf’in tadı buradan bir başka seziliyordu. Sarı sıcağın altındaki yapıların da sapsarı, eskimiş tarihi yapılardan oluşması görüntüde bir bütünlük arz ediyordu. Rehberimizin anlattığına göre burada ilk olarak milattan evvel Persler yaşamış. Hediyelik eşya satan yerlerdeki “Dara Telkari” yazısı dikkatimizi çekmişti. Daha sonra Dara’nın bir Pers imparatoru olduğunu, üç yüz yıl yaşadığını ve bu bölgeye hâkim olduğunu Şilan’dan heyecanlı heyecanlı dinledik. “Ağabey, Dara zamanında halk o kadar zenginmiş ki ülkede yalnızca altın para geçiyormuş. Ancak bilinmediğinden midir nedir, üç yüz yıl boyunca ülkede hiç et yenmemiş. Büyük İskender, Doğu Seferi’ni yapınca Dara’yı öldürmüş. Ancak burada Dara zamanından kalma pek bir yapı yok. Hatta hemen hemen hiç yok denilebilir. Emeviler zamanında burada bazı inşa çalışmaları yapılmış ancak o zamandan günümüze pek de bir kalıntı yok. Daha çok Mardin taraflarında bazı medreselere rastlamak mümkün… Bilhassa Hz. Ömer zamanından kaldığı söylenen Deyrulumur bunlardan biridir. Ömer’in yeri manasında… Bir de buralarda birçok kilise mevcut. Civar köylerde Süryaniler yaşıyor. Buraya asıl hizmeti Artuklular yapmış. Hasankeyf bir Artuklu kalıntısıdır. Dicle nehri boyunca özellikle Cizre taraflarına yakın meşhur aşk hikayesi olan ‘Mem u Zin’ hep anlatılır. Şurada görmüş olduğunuz tasvir bir Mem u Zin tasviridir.”

Hediyelik eşya satanlardan bir tanesi Hasankeyf’in tarihi kalıntısının yok edilmek istendiğini, buraya devletin baraj yapacağını üzüntüyle ifade etti. Ortalıkta araç ve insan kalabalığı… Sağa sola hayranlık dolu bakışlarını gönderiyorlar, yanlarına aldıkları minik rehberlerinin engin doğallığıyla anlattığı efsaneleri bir bir dinliyorlardı. Yüzlerinden farklı farklı ülkelerden geldiklerini anladığım turist kafilesi bu küçük ilçede esnafın yüzündeki gülücüklere sebep oluyor, gördükleri tarihi manzara karşısındaki şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Ortalıktaki insan kalabalığı kadar da güneş gözlüklerinin siyahı da dikkati çekiyordu. Uzaktan bakıldığında uzaylı bir yaratık izlenimi veren bir görüntü arzıendam ediyordu.

Hasankeyf ve olanca heybetiyle salınan Dicle; boz bulanık akıntısını da içine alarak bir tarihsellik, bir yaşlanmışlık ve kim bilir ne acılara gark olmuş ne savaşlara aman vermiş bir millet misali kendilerini izleyenlere bir şeyler anlatmak için çırpınıyordu.

Hasankeyf’in tarihselliğine ayak uydurmuş olan Hasankeyfliler yaşam tarzlarını da bu kentin dokusuna göre ayarlamışlar, sanki kendilerine sunduğu hizmetler dolayısıyla teşekkür yağmuruna boğulan belediye başkanı misali, bu kentin her karışına sahip çıkmaya bu kentin tarihi dokusunu ellerinden geldiğince korumaya çalışıyorlardı. Üç-beş bin nüfuslu kentin özellikle bahar dönemlerindeki sayısı katbekat artmakta insanlar buraya akın akın ziyaret amaçlı gelmekteydiler.

Doğrusu rehberimiz Şilan’ın tarihsel bilgisi beni şaşırtmış, bende bir eksiklik duygusu meydana getirmiş, güzelliğindeki doğallık da yine bende ona karşı bir merhamet duygusunu ortaya çıkarmıştı. Hasankeyf korunmaya muhtaç bir hali barındırıyordu. Yok edilmek istenen tarihi dokuya halk isyan ediyor ve ellerinden bir şey de gelmediğini her defasında beyan ediyorlardı. Devlet, Dicle üstüne baraj kuracak ve bu doku da sular altında kalacaktı. Bundan dolayı Hasankeyf’in yüksek kesimlerinde bulunan ve yine tarihi bir görünüm arz eden mağaralara girişler kapatılmıştı. Bu görüntü esnafı ve Hasankeyflileri daha da tedirgin ediyordu. Gün gelecek kendi evlerini boşaltmak zorunda kalacaklardı. Ne yapacaklarını bilemeyen halk, tepkisini kendi içinde dev bir isyana dönüştürmüştü. Belki de ülkeyi yönetenler buraya gelseler bu hali, bu görüntüyü görseler daha farklı davranabilirlerdi. Ancak alınan kararlar o yerin içinde bulunduğu durumdan habersiz alınmış gibiydi. Bu isyan hali sanki Dicle’nin de görüntüsüne yansımış, geçmiş yıllara kıyasla daha bir az ve yavaş akar olmuş, sularının bir kısmı gözyaşı misali yok olup gitmişti. Tarihi yapılar yüzlerindeki taşları birer toz haline getirmeye başlamış ve yağan her yağmurda kendilerini peyderpey eritmeye, acı acı yok olmaya doğru götürmeye başlamışlardı. Esnaf uzun vadeli turistik amaçlı yatırım yapamıyordu. İlçedeki resmi binalar Hasankeyf’in karşı yamacında bulunan tarım arazilerine doğru taşınmaya başlanmıştı. Sıranın kendilerine de geleceğini bilen Hasankeyfliler çaresiz; siyasilerin kararlarına uymak zorunda bırakılmış, korkuyla, tedirginlikle bekleşiyorlardı. Ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. Bu durumdan habersiz olan yerli-yabancı turist kafileleri akın akın Hasankeyf’e geliyor ve esnafın dramını yaptıkları alışverişlerle bir an olsun dindirmeye çalışıyorlardı. Yok olmaya yüz tutmuş medeniyeti ateşe vererek daha da zavallılaştıranlar, Hasankeyf’ten bakıldığında devasa bir böceği andırıyorlardı.

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...