Haz

Gece Gündüz
A A

Haz

Uzaktan duyulan bağlamanın sesi bir ağıt gibiydi. Sanki sevdiğini kaybeden biri vardı da ortada, bu bağlamayı avazı çıktığı kadar, üstelik de pek yanıkça bağırtıyordu. Yakına gelindiğinde, pek itici bir hâldi sezilen bağlamanın çığlığında. Uzadıkça öteye ve kesildikçe kulak, bağlamanın tınısındaki efkâr gittikçe berraklaşıyor ve doyumsuz bir teselliyi duyumsatıyordu. Gözlerimi kırpıştırıp hafiften, en lezzetli yerinde bir öyküyü tadıyor gibiydim o sıra. Bazı bazı beni kendime getirip de bütün hazzımı yerle yeksan eden şeyin, bağlamanın sessizliği olduğu hissine kapılmadan duramıyordum. Susmamalıydı. Haz sözcüğünün içinde bulduğum derin kuyu, bana mutluluğun kederle karışık timsalini sunuyor, doyumsuzlaşmaya koyuluyordum. Susmamalıydı. Ağlatan biri vardı bağlamayı. Kendi acısını sır gibi saklayıp bütün kederini, parmaklarından tellere aksettiren bir doyumsuz acı ve bu acıdan duyulan tarifsiz bir lezzet. O kadar derindeydi ki bu lezzet, aranıp da bulunmak istenirken ve tam bulunacakken yeniden kaybolan ve her daim aranmak isteyen bir lezzet. Ürkek ceylanların, masum yüzlerini ara sıra gösterip de yok oluşları gibiydi. Peşine düşünce, hazzın zirvesine az kaldığını falan düşünmeye başlıyordum o sıra. Hatta bazen, sırra ermeye çabalıyor gibi hissediyordum kendimi. Bir dervişin arayışı gibi bir sır. Hani vardı ya evveliyatta, derisi yüzülenler ve asılanlar; hani yüzülürken derisi ve bağır bağır bağırırken o kişi, acıyla karışık bir lezzetin kucağında boğuluyor gibi bir hisse kapılmıştı o sıra. Geçirilirken boynuna kement, tebessüm etmişti hani. En içli tebessümü herkes okuyordu yüzünde.

Tıpkı öylece, tıpkı yok olmaya az kalmış ve bu yok olma hâlinden duyduğu lezzeti, son bir kez olsun haykırır gibiydi bağlama. Ansızın kesiliverince sesi, kendime gelip de irkilince, sinirim bozulur gibi oluyordu. “Acaba neden sustu?” diye düşünmeye başlıyordum. Yoksa acıdan koptu mu teli? Ya da dokunan parmaklar, tellerin kederine dayanamayıp da bırakıverdiler mi tezeneyi. Türlü türlü hâller, beni olmadık düşüncelere sevk ediyor ve her zaman, mutsuz bir serencamı hayale koyuluyordum. Karanlık giyinmiştim sanki. Ortamdan gelen gürültüler, az evvel keyfin doruklarındayken hiç yok gibiydi ve kesilince hazzın sesi, bir an ortamı terk etmiş melekleri görüp de saldıran şeytanlar gibi saldırıyorlardı da kulaklarım patlayacak gibi oluyor, çılgınlığım daha bir artıyordu. Krize girmiş gibi bir hâlden kurtulmaya çabalıyordum o sıra. Oturduğum yerden usulca doğrultunca belimi ve tam şöylece bakınacakken etrafımdaki anlamsız gürültüye; uzaktan, ta derinden bağlamanın içli sesleri yeniden duyuluyordu. Bu kez biraz önce duyduklarımdan bambaşka bir tonda, daha bir acıdan yoksun ve daha bir keyiflendirici. Sanki biraz sonra kadife bir ses, bağlamanın sesiyle bir üstünlük savaşına girecek de ikisi de kazanamayıp muhteşem bir ikili haline geleceklermiş gibi bir düşünceye kapılıyordum. O an sesin tınısından dökülen kadifemsiliğin arasından, haz verici sözcükler tıp tıp damlamaya başlıyordu.

Başlangıçta bir intizar hissi, bir elemin dışavurumu ya da nazı niyazı kabullenmiş bir aşığın mutluluğu dökülüyordu dilden. Sesten aldığım hazzı kurcalayınca yaşanmış bir öykünün dizeye dökülmüş hâli seziliyordu. Bu sezginin arkasında bir yıllanmışlık vardı. Sanki çok eski zamanlarda kavuşamayan iki sevgilinin acısı anlatılıyor gibiydi.

Durdum ve başımı arkaya iyice yasladım. Kapattım gözlerimi. “Seher yeli bizim ele gidersen…” diye başlıyordu türkü. Sanki bağlama, ağıtını sese bırakmış gibiydi. Bir sitem hâli, bütün sözcükleri etkisi altına alacakmış gibiydi. Çaresizlikten kıvranan bir aşığın haykırışı rahatlıkla fark ediliyordu. Çaresizliğinin çıkmaz hâlinden kurtulmaya çalışıyor da sanki etrafında kimi kimsesi yok, ancak yelden medet umuyor gibiydi. Sonra gurbeti okudum sesin kulağıma yolladıklarında. En içten duygularla söylenmiş bir kelime geçiveriyordu oradan: “Bizim el.” Keyfin böylesi. “Yok olacağım birazdan.” diye düşünmeye başlayıp da doğruluverince yerimden, en yakın gürültüye karışmak istedim o sıra.

“Ölüm, kederden olursa daha mı kötü olur?” diye düşündüm. Yapayalnızken böyle düşünürdüm hep. Yanlış olanı düşünürdüm, yalan olanı. Doğru, daha bir ürpertirdi de beni; kolum kanadım kırılacakmış gibi bir hisse kapılmaktan kendimi alamazdım.

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...