Buğu

Gece Gündüz
A A

Zencefillerin, iki tarafına dallarıyla uzandığı asfalt yolda, ılık bir bahar esintisinin tüm çehreme kattığı taze fısıltıyla usul usul, sanki doğanın letafet dolu hazzını derin derin içime çekiyormuşum gibi bir hisle adımlıyorum. Buz mavisi gökyüzü, adeta tebessümle arz-ı endam ediyor. Güneş, bütün ılıklığıyla cıvıldaştırıyor yusufçuk kuşlarını. Bense başım gökyüzünde ellerim iki yana açılmış, olduğum yerde donduruyorum adımlarımı. Bir ara kapanıyor gözlerim kendiliğinden. Doğanın bütün sermayesini hissetmeye çabalar gibiyim…

Derin denizlerde kulaç attığımı düşlemeye başlıyorum. Etrafımda bir sürü balık sürüsü… Belli ki heyecanımı paylaşıyorlar sessizce. Ya da kendi memleketlerine ayak basmış bir yabancıyı tanıma telaşı içindeler, kim bilir! Uzaktan bakıldığında burnumdan köpükler saçıyor gibiyim. Pırıl pırıl derinlikte sonsuz kere savruluyorum. “Bir kadın…” diyorum, “Bir kadın; beni seyre koyulmuş gibi…” Hiç çıkmak istemiyorum düşlerimdeki derin deryadan. Balıklar katıla katıla gülüyorlar bir ara. Kırk yıllık dostluğumuz varmış gibi hissediyorum balıklarla. O sıra bir kadın görülüyor karşımda. Benden birkaç metre ötede. Ona yetişmeye çabalıyorum. Daha da açıyorum kollarımı. Balıklar da benimle aynı telaşı paylaşıyorlar. Kadın, önüm sıra coşuyor sonsuzluğa doğru. Bir denizkızı olabileceğini düşünüyorum o sıra. Etrafımdaki balık güruhuna aldırmadan, masmavi deryada uzuyorum sonsuzluğa.

Bir kadına uzanıyor ellerim. Yaklaşıyorum, değemiyorum. Gözlerini merak ediyorum en çok da. Başka bir merakım da yok zira. Daha da zorluyorum kendimi. Yan yana geliyoruz. Köpükler saçıyoruz birbirimize burunlarımızdan. Bir kahkaha atıyor kadın. Hayranlık duyuyorum o sıra. Ellerim, yanaklarına dokunuyor usulca. Islak saçlarının uçlarını, avuç içimde tutuyorum. Bakınıyorum iyice. Gözlerine dalıp gidiyorum. Bir katre, bütün sıcaklığıyla süzülüyor yanaklarından aşağı. Bir an anlamaya çalışıyorum bir şeyleri. Bu kadının derinliğini anlamaya çalışıyorum. Daha derine dalmasındaki mana derinliği, sarsıyor beni.

Sokak ortasında sızaki olmuş bir sarhoşu ayıltmak isteyen birinden yediğim tokat gibi bir tokat çınlıyor kulaklarımda. Sanki keskin bir ıslık gibi. Ya da uçurumun zirvesinde sonsuzluğa odaklanmış bir genç kızın çaresiz isyanının, bütün bir şehri yaralaması gibi. Ağır ve bitmek bilmez bir kokunun sarsıcı izleri gibi.

Ben bir ateş çemberinin üzerinde adımlıyorum. Ellerim bırakıyor bir kadının aynadaki aksini. Bir şiirin kelimeleri, sağanaklaşıyor zamansız. Etrafımda dönmeye başlıyorum. Yok yok. Ben değil. Başım döndürüyor beni. Kahveye çalan bir tozlu raf beliriyor ruhumda. Zamana inat, bütün hırsıyla bir kitap, meydan okuyor dünyaya. Görüyorum kelimelerin amaçsız bütünlüğünde hissettiği çığlığı. Ey kadın kaşlı çorak topraklar! Eziliyorum ilmik ilmik. Düşlerimi işgal eden bir kadını arıyorum derinliklerde. Ilık bir esintinin kucağında. Gül yüzüyle tebessüm eden güneşin koynunda. Buz mavisi bir gökyüzü karaya çalıyor. Titriyor zencefil ağaçları. Ilık meltemlerin usulca çekilişini seyre koyuluyorum.

Bir şiir yağıyor gözlerimden. Mısraları giderek hırçınlaşan bir sağanağa çarpıyor. O sıra eğiliyorum asfalt yolun ıslak zeminine. Diz vuruyorum. Ensemde, beyaz kâğıttan fırlayıp hırçın sağanağa dönüşen kelimelerim. Beliriyor gözlerim. Parmak uçlarımdan kopmak üzere olan bir kadın, geçiyor ruhumdan. Kanıyorum, kanıyorum, kanıyorum…

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...