Bir Düştü Gördüğüm

Gece Gündüz
A A

Bir Düştü Gördüğüm

Ağır ağır kabul edilen bir yalnızlıktı içimde çöreklenen. Dönüp ardıma baktığımda nerede, ne zaman, hangi ara giderek yalnızlaştığımı ansımaya çalışıyor, kafamın derinliklerinde kocaman bir boşlukla karşılaşıyordum. Duvarları yosun tutmuş evlerin saçakları altında, başım önde, ellerim başımda, kıstırılmış bir zavallı gibi adımlıyor; kafamın içinde beni kemir kemir kemiren bir hengâmenin ortasında kıvrılıyorum.

Tam karşımda dağa benzer, koca bir görkemin içinden gökyüzüne dumanlar salan bir alev yığını esip gürlüyor. Sıcaklığını bütün ruhumda hissediyorum o sıra. Gelincikler etrafımı sarıyorlar. Korkuyla karışık bir üşüme hissediyorum. “Ya ben koskoca bir yalanın ortasındaysam?” diye düşünüyorum o sıra. Zorluyorum kendimi kurtulmak için o koskoca yalandan. Çıkamıyorum, kurtulamıyorum bulunduğum konumdan. Alevler üstüme üstüme gelmeye başlıyor. Bir anda kim olduğuna anlam veremediğim bir adam gelip ellerimi, ayaklarımı bağlayıveriyor. Elim ayağım bağlanırken hiç tepki göstermeyişime doğrusu ben de şaşıyorum. “Neden çırpınmadım kurtulmak için ki?” diye düşünmeye başlıyorum. Etrafımdaki gelincik sürüsünün gürültüsü iyiden iyiye artıyor o sıra. Karşıma bir anda insanlar çıkmaya başlıyor. Garip bir şekilde ellerinde sandalyeler, oturuyorlar. Sonra bir müzik yükseliyor ufuktan. Ama giderek bana doğru gelen bir alev var ve giderek boğulmak üzere olan bir korkunun elinde olduğumu hissediyorum. Gözlerimi yaka yaka görme yetimi kaybetme noktasına getiren dumanlar ve üzerime üzerime gelen alevler, karşımda oturan insanların arasından usulca geçiyorlar. Onlara hiçbir şey olmuyor. “Neden!” diye bağırıyorum o sıra: “Neden!” İnsanlar gülmeye devam ediyorlar, kahkaha atıyorlar…

Bir araba, korna çalarak geçiyor ama ne tarafta olduğunu göremiyorum. Ellerim, ayaklarım bağlı. Dudaklarımın kenarından kan geliyor. Neden kan geldiğini bilmiyorum. Gelincik sürüsü toplu hâlde göğe yükseliyor, görüyorum. Soğuk bir rüzgâr, alev yığınını benden öteye üflüyor. Üşümeye devam ediyorum. Birkaç metre ilerimdeki alev yığının arasından insanlara bakıyorum yine. Koltuk altındaki yemek sepetiyle bir kadın çarpıyor gözüme. Sinsi sinsi bakışını fark ediyorum. Sonra süzüyor bedenimi tuhafça. Acaba üzerimde bir tuhaflık mı gördü diye yüzümü bedenimde gezdiriyorum. O anda ense kökümden ağır bir darbe yiyorum. Yere uzanıyorum iyice. Ayaklarımı çözüyorlar. Etrafımda üç dört kişi var. Ellerinde garip bir şekilde demir zincirler… O esnada bir yağmur damlıyor saçaktan burnumun üstüne. Ta uzaklardan bir nergis çiçeği kokusu yayılıyor burnuma. Derin derin nefesleniyorum. Ayna tutuyorlar yüzüme. Yüzüm gözüm kan içinde. Ama ben, dayak yemedim eminim. Peki, nasıl oldu bütün bunlar…

Gaipten anlamsız sesler işitmeye başlıyorum. Başımı hafifçe kaldırıyorum yukarı. Anlamaya çalışıyorum sesleri. Önüme bir kova su döküyor birileri. Yüzlerini görmeye çalışıyorum. Gittikçe uzaklaşan alev topu yeniden gelmeye başlıyor. Bu kez çok ciddi. Karşımda oturan insanlar yanıyorlar. Bağıra çağıra yanıyorlar. İçlerinde garip bir şekilde kahkaha patlatanlar oluyor. Anlam aranıyorum. Elimi kafama vuruyorum usulca. Bana ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Hemen önümde duran taşa uzanıyorum. Taşı elime alıp yavaş yavaş kafama vurmaya devam ediyorum. Daha da hızlanıyorum, daha da daha da… En son sert bir şekilde son kez vuruyorum kafama…

Uyandığımda alnımın kan içinde olduğunu fark ettim. Yatağımdan hızlıca doğruldum. Lavaboya yöneldim. Alnımda kan vardı evet, alnımı duvara çarpmıştım. Hatta birçok kez yapmıştım bunu. Tekrar odama, yatağıma döndüm. Gördüğüm rüyanın etkisindeydim hâlâ. Kan ter içinde kalmıştım. Perdeyi araladım. Güneşe bakındım. Daha dikkatli, daha azimli. Anlamaya çalıştım rüyayı, yorumlamaya çalıştım sadece. Gözlerim boşlukta… Öylece kalıyorum; öylece, öylece…

Ömer Öztürk

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...