Aşktan Geriye Kalan

Gece Gündüz
A A

Aşktan Geriye Kalan

Gözlerim, kum tanesini içine almış gibi acı çekiyor. Akan her damlanın bir sessizliği ve sessizliğe bürünmüş bir acıyı yarattığını anlayamıyor kimsecikler. Bazen en onulmaz zamanda tebessümü özleyiveriyorum. Gözlerimdeki her katrenin, ruhumun derinliklerinde yatan bir sızının dışavurumu gibi beni esir almaya başladığını, bir acının pençesinde, sanki bir ahtapota sarılmışçasına kıvranıp durduğumu hissediyorum. Beni merak edenler, gözlerimden süzülen her katrenin sıcaklığına dokunuyorlar. O sıcaklık ki yakıyor parmak uçlarını. Bir aşkın yarattığı elemin, kendisini bir kez daha ele verdiğini düşünüp utanıyorum o sıra etrafımdan. Beni fark eden, beni fark etmeyen yüzlerden utanıyorum. Bastığım toprak bile sanki suçumu yakalamış gibi davranıyor bana, öyle hissediyorum.

Aşk ki ne muazzam bir duygu! Acısı bile mutluluk veriyor. Utandıkça masumlaştığını hissettiriyor insana. “Karanlıkta daha bir sarılmak lazım.” diyorum kendi kendime aşka. Bana tattırdığı iyi kötü duyguları unutuverip az evvel gözlerimden damlayan katrelerin, sanki olmadığını varsayıp unutuyorum hemen. İlk defa aşka dair hisleşiyorum yeniden. Tebessüm ediyorum o sıra. Eminim en içli tebessüm o anki. Uzaktan sana doğru koşan kız çocuğunun yaşadığı haz gibi. Ya da aynı kız çocuğunun, bütün tatlılığıyla senden kaçışı gibi.

Uçsuz bucaksız bir deniz kıyısında, parmak uçlarımı sokarken suyun köpüklerine, aşkı düşlüyorum yeniden. Çok uzakların ayrılık acılarını anımsıyorum sonra. “Hepsi kitaplarda kayıtlı.” diyorum kendi kendime. Hiçbir kavuşmaya rastlayamadığımı da düşününce, teselli ediyorum kendimi. “Olsun be, aşk kavuşamamaktır!” deyiveriyorum. Yine, yeniden dolsa da gözlerim, gururlanıyorum. Çok uzaklardaki derin sızıları, derin ayrılıkları, kavuşmaya ramak kala yaşanan kaybedişleri düşünüyorum ve teselli ediyorum kendimi. “Sonra benim de yaşadıklarım, onlarınki gibi mi olacak; yıllar, yıllar belki de yüzyıllar sonra okunacak mıyım ben de?” diye düşünüp duruyorum. Hüsrana uğradığımı ifade etmeliyim. “Zavallı Nejdet, kederin sarsıntı yarattı ruhunda. Silkin artık yaşadığın çıkmazdan.” diyorum kendi kendime.

Bir ara aklıma, uzak geçmişte yaşanan aşkların, ayrılıkların, kavuşamamaların türlü hikâyeleri geliyor yeniden. Hilmi Yavuz’u ansıyorum hemen; “Sevda derinlerdedir, oysa Ferhad / Üstünü kazmada dağın.” Derinleşiyorum yeniden, ıssızlaşıyorum. Anlam aranmaya başlıyorum etrafımda. Bozuk zeminlerin çakıl taşları, ayağımı kesmeye başlıyor aranmaya devam ettikçe. Mutlu oluyorum. Hafiflediğimi hissedip daha bir acıtıyorum bedenimi. Belki ruhumdaki yaraya merhem olur diye; yeniden, yeniden taşların en keskin uçlarına basıyorum hırçınca. Hilmi Yavuz’un mısrasında haklılık seziyorum. “Ya kederler de boşaysa!” diye düşünüyorum kendiliğimden. “Sızlanmalarım, yersiz bir çabanın ürünüyse ya!” Susuyorum. Derin derin susuyorum. Ruhuma dizgin vurmaya çalışır gibi susuyorum. Boşlukta adımlıyor gözlerim o sıra. Sonsuzu görmeye çalışır gibi; adımlıyor, adımlıyor, adımlıyorum.

Ömer İbili

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...