Sevda Yolum – Bölüm1: Sevdaya İlk Adım

Gece Gündüz
A A

Sevda Yolum – Bölüm1: Sevdaya İlk Adım

“Bu kadar mesafeye rağmen mümkünmüş sevmek. Gözlerinden uzak olduğum her saniyenin verdiği işkenceye katlanmaktan yorulmuştu kalbim. Ta ki o bal gözlerine bakarken bana söylediğin birkaç kelimeyi duyana kadar..” diye düşünüyordu Oğuz, kalkamadığı masasının başında not kağıtlarına ufak çizgiler karalarken. Birden donakaldı tüm vücudu. Ayak uydurup elleri de.. “Beni seviyor. Deli gibi aşık hatta o bana.” diye söylendi boğuk sesiyle. Günlerdir canlanmayan ses tellerini öksürüklerle yoklayarak tekrar mırıldandı aynı kelimeleri. Ve kalkmak için yeltendi masanın başından, ilkinde başaramadı. Bıraktı kendini sandalyeye kolları boşlukta gidip geldi bir iki. İkinci deneyişinde kalktı. Fakat dizlerinin üzerinde zor duruyordu yorgun bedeni. Ağır adımlarla yatağının üzerine bıraktı kendini. Ve uykusuzluğun verdiği sarhoşlukla kapandı gözleri.

Uyandığında kaç saat geçtiğini anlayamadı Oğuz. Kalkıp elini yüzünü yıkamaya gideceği sırada çekmecesindeki hatıra kutusunda yer alan notlar geldi aklına. Ve çekmeceden sessiz hareketlerle aldı kutuyu. İçini açtı. Ve eline gelen kurumuş papatya tanesini kokladı. “O kokuyor!” diye geçirdi içinden. Notları okumaya başladı boğuk, derinden gelen sesinin mırıldanışıyla. Sonra bir tiyatro bileti geçti eline kutunun en dibinde. Uzunca bir baktıktan sonra notları, bileti kutuya tıkıştırıp; başını önüne eğerek derin bir nefesten sonra lavaboya yöneldi.

Yüzüne çarptığı soğuk suyun etkisiyle biraz olsun kendine gelmişti. “Sabretmeliyim!” diye haykırdı birden. “Sabretmeliyim ki onu hak etmeliyim…” dedi bu defa ağır gıcırdayan ses tonuyla. Banyodan çıkıp mutfağa yöneldi bu defa. Karnı açtı. Dolap da tıka basa doluydu aslında. Ama dolabın kapağını açmasıyla kapatması bir oldu. Mutfakta Oğuz’a göre bir şey yoktu. Odasındaki kafası kadar karmaşık masasına yöneldi. Masaya oturdu ve yazmaya başladı titreyen fakat kağıda değdiğinde akıp giden parmak uçlarıyla ve parmakları arasındaki en sevdiği, ince ve nazik kalemiyle.

“Aklıma geldiğin vakit, bugün değil yalnızca… Hiç çıkmadın ki zaten… Yine saçmalayacağım bu kağıtlara. Ama içi rahatlatıyor bunu yapmak… Belki gelince beraber okuruz. Al yanaklarını okşarken okurum sana. Sen de yine “Seni seviyorum.” dersin. Ve ben de “Ben daha çok..” derim. Sen yine itiraz edersin. Neyse, artık başlamalıyım bence de… Sabahleyin senden aldığım kutunun içindeki notları okudum. Hani şu bana verdiğin sonra sana okurken utanıp yüzüme bakamadığın küçük not kağıtları. Kalbimi yokladım ellerimle. Buluşacağımız ilk günü hatırlıyor musun? O zaman da aynıydı, bu sabah da aynı. Göğüs kafesimi tırmalayan, yerinde durmayan bir çocuk var sanki içimde. Durdurmak da istemiyorum aslında o çocuğu, sana olan sevgim onunla artıyor her geçen gün. Bazen çok yoruyor beni, her istediği olsun istiyor. Ben de yapamıyorum her istediğini biliyorsun. Şu an seni istiyor. Bu kadar mesafe varken arada, nasıl tutup getireyim onu senin yanına…”

Saate baktığında okula geç kalacağını fark etti. Üzerine dahi bakma fırsatı bulamadan, çantasını alır almaz merdivenlerden aşağı, sonra ise durağa doğru koşmaya başladı. Durağa geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Ve otobüsün gelmesine daha beş dakika vardı. Durakta biraz oturup dinleneyim demeye kalmadan o ücra, Oğuz’dan başka bekleyeni olmayan durağın önünde Oğuz’u artık az buçuk tanıyan otobüs şoförü aracı durdurdu ve karşılıklı sahte bir gülümseyiş, bir nevi selamdan sonra Oğuz derse gecikmemenin bu defa gerçek gülümseyişiyle boş olarak gözüne kestirdiği bir koltuğa oturdu…

Oğuz Çağan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...