Kelebeğin Uçuşu – Bölüm8: Güneşin Kızıllığı

Gece Gündüz
A A

Kelebeğin Uçuşu – Bölüm8: Güneşin Kızıllığı

Güneş daha ufukta belirmemişti Erdem uyandığında. Her zaman bu saatte kalkardı, güneşin ilk doğuşuna gözleriyle şahit olabilmek için… Fotoğraf makinesi de elinde olurdu her zaman. Ama bu sabah almadı eline makinesini. Ve evinin çatısına çıktı. Kiremitten yapılma bu çatı, her üzerine basıldığında sanki yıkılacakmış gibi insanın içini ürperten sesler çıkarırdı. Fakat, Erdem rahatlığını bozmayarak, seslere aldırış dahi etmeden ağır adımlarla ilerleyerek her zamanki yerini aldı. Yine her zamankinden farklı olarak mavi kaplı defteri ve kalemi vardı.

Niyeti; güneşin ilk ışıklarında bir şeyler yazmak…

Güneşin kızıllığı ufukta beliriyordu. Ve etrafta kulakları yırtar derecesinden bir sessizlik… Yine o sessizliğin ortasında fevkalâde bir manzara…

“Ufuklarda kaldı gözlerim. Sensiz izlenmiyor da ufuklar. Hani sevda hayata tutunmanın tek yoluydu? Ya sevdaya cevap gelmiyorsa? İşte o cevap hayatımın son umuduydu. Ama gelmiyor ne sevdama bir cevap ne de sana mahkum gözlerimle göremiyorum bir serap… Aşkın çöllerine düştüm ben. Sevdim, sevilmeyi beceremedim. Günler geçti, belki aylar… Her sevdamda sana yenildim. En kötüsü sevdama da dur diyemedim ya. Sevda gözlerine bakamadan edemedim…”

Güneş tüm kızıllığıyla ufku sarmıştı. Ve gözleri kamaşmaya başladı artık Erdem’in. Defterini kapadı. Ve kiremitlerin gıcırtıları arasında evine indi.

“Bugün bir kelebek çekmeliyim…” diye geçirdi içinden. Kötü hissettiğinde tek mutlu olduğu şey kelebeklerle uğraşmak. Odasının duvarlarında kendi çektiği bir sürü kelebek fotoğrafı vardı. Kelebekleri elinde tutamayacağından fotoğrafçılığa sarılmıştı. Çünkü onlara zarar vermeden saklama yöntemi sadece buydu. Hem onları hapsetmek istemiyordu. Hem de evinin her yanının onlarla olmasını istiyordu. Bahçesini de bu yüzden çiçeklerle donatmıştı. Bahçesinde kelebekleri görebilmek ona en büyük huzur kaynağıydı.

Eline fotoğraf makinesini alır almaz bahçeye çıktı. Ve sandalyesine oturup onların teşrifini beklemeye koyuldu Erdem. Kelebekleri düşünmek ona Yasemin’i de en kötü günlerini de unutturuyor, üzüntülerine çare oluyordu.

Üç yıl önce kaybetmişti annesini. Annesi yaşını almıştı ölürken. Ama ya ailesinin geri kalanı… İki kardeşi ve babası. Bir trafik kazasında kaybetmişti Erdem üçünü de. Ve alkollü bir kamyon şoförü yüzünden. Bu olaydan dolayı alkolden nefret ederdi Erdem. Alkol kullanandan da…

Bir kelebek bahçe kapısının üzerinden içeriye girdiğinde Erdem her dakika olduğu gibi kelebek gelecek mi diye kollamaktaydı. Ve görür görmez girdiğini; kelebeği gözleriyle adeta takip ediyordu. Biliyordu. Kesinlikle bir çiçeğin üzerine konacaktı. Erdem’de fotoğrafını yakalayacaktı. Sakince bekliyordu Erdem. Ve kelebek sanki, lunaparka giren çocuklar gibi dans ede ede dolaşıyordu bahçede. Çiçeklerin dibine kadar iniyor. Sonra tekrar yükseliyordu…

Ve nihayet kelebek bir çiçeğin üzerinde kendine yer edinmişti. Sanki Erdem’in çekmesi için poz verir gibi bekliyordu. Erdem sakin adımlarla kelebeğin yanına ilerliyordu zaten. Gözleri her an onun üzerindeydi. Deklanşöre basmak için ise eli her an hazır bekliyordu. Ve uygun açı; en zor olan kısım, en hızlı şekilde tamamlanmalı… Aynanın sesi Erdem’in kulaklarında çınladı. Hemen makineyi sandalyenin üzerine bıraktı. Fotoğraftan sonra artık yapması gerekeni yapmak için kelebeğin dibine kadar sokuldu. Artık geriye kalan işi onu izlemekti. Kelebekler, canlılar içinde onu hayata bağlayan en önemli güzelliklerden biriydi.

Çok geçmeden kelebek uçmaya başladı. Ve bahçe duvarının üzerinden uçarak uzaklaştı. Erdem ise bu kısacık zamanda elde ettiği fotoğrafın sevinciyle, kahvaltısını yapmak üzere ağır adımlarla evine ilerliyordu…

Oğuz Çağan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...