Kelebeğin Uçuşu – Bölüm7: Rüya

Gece Gündüz
A A

Kelebeğin Uçuşu – Bölüm7: Rüya

“Sana ayrılan yollarda hep değişti bakışlarım. Sensizlik ne kadar uzak olabildiyse, ben de gözlerimden o kadar haykırdım semaya. Aklım hep dolambaçlı yolları seçerdi seni arayıp bulabilmek için. Ama hep kalbim ondan önce davranır; bakışlarını, gülüşlerini diğerlerinin içinden ayırt edip seni söker alırdı olduğun yerden, tam da kalbimin orta yerine…

Ufuklarda kaybolan balıkçı tekneleri gibi uzaklaşmandan korktum hep. Sallana sallana ilerlerken yine o sallanışta içimi yaralamandan korktum. Daha önce çok yandım. Yanmayı öğrendim. Bu yüzden, senden ve sana olan sevgimden uzaklaşmak istemem. O balıkçı teknesinden seni indirip ben biniyorum. Bir daha kıyına dönmemek üzere…”

Erdem bu yazdığı son cümleden sonra defterini kapattı. Mağaranın içi aydınlanıyordu yavaş yavaş. Sessizliğin içinde bir çığlık vardı sanki. İnsanın içini tedirgin eden, kalp atışlarını hızlandıran, heyecanına heyecan katan… Ayağı iyileşmiş gibiydi Erdem’in. Şişliği inmiş hatta oturduğu yerde yere basabiliyordu ayak tabanını. Ayağa kalkıp çadırını toplamaya hazırlandığı sırada bir şey geçti yanından. Gözünün ucuyla seçebilmişti. Fakat ne olduğu anlayamamıştı. Turuncu renkli bir şeydi. İlk aklına gelendi muhtemelen. Kelebek.. Çadırı toplamayı bıraktı. Ve başka bir kelebek ya da o kelebeği görebilecek mi diye bakınmaya koyuldu Erdem.

Sanki Erdem dikkatini seslere ve hareketlere yöneltince o çığlık yok olmuştu. Çok derinden geliyordu kaybolmadan önce de. Erdem ise tereddütteydi, çığlığın varlığı konusunda.. Sadece kelebeğe yönelmişti. Kelebekleri çok severdi. Ne zaman kelebek adını duysa ilk yapacağı fotoğraf makinesini çıkarmak olurdu. Fakat şu an bunu yapmak için fırsatı yoktu. Ne yapıp edip kelebekleri bulmalıydı. Eğer bir yerde bir kelebek dolaşıyorsa kesinlikle yalnız değildir biliyordu. Çünkü kelebekler bile yalnız dolaşmazdı…

Çadırını toplamaktan vazgeçmişti Erdem. Çünkü kelebeğin geçişi onda öyle bir etkiye neden olmuştu ki, şu an için burada kalması gerektiğini düşündürmüştü. Çadırının ağzını kapatıp gerekli eşyalarını da çantasına koyarak biraz derinlere inmeye karar verdi. İçeride hiç mi hiç rüzgâr yoktu. Yanında ince bir ip vardı. Ve kaybolmamak için her geçtiği yerde, ağaçlara bu ipi dolayarak yolunu bulmayı kolaylaştırabileceğini düşünüyordu. Yolunu kaybetmemeliydi.

Yola koyulduğu sırada bir ağrı hissetti boynunda. Koca yollar geçmişti. Kazalar atlatmıştı. Ve şu an yaşadığı her şey önünden geçiyordu. Yere yığıldı yarı oturur vaziyette, anlamsız bakışlar içerisine girmişti Erdem…

Birden(rüyadan) uyandı. Boynunda aynı sızı. Kafasını yataktan kaldırmak istemiyordu. Ve daha gözlerini açıp açmadığından haberi bile yoktu. Zifiri karanlıktı. Elini yan tarafa uzatıp gece lambasını aradı. Gece lambasının düğmesine dokunduğunda günlerce yaşadığı sandığı şeylerin aslında bir rüya olduğunu anlamıştı. Ve şaşkındı Erdem. O kadar fazla gerçekçi bir rüya daha önce görmemişti.

Başına inceden ağrılar girmeye başladığını fark etti. Hava daha aydınlanmamıştı. Sağına döndü. Gördüğü rüyadan bir anlam çıkarmak umuduyla ve de rüyada defterine yazdığı cümleleri düşünürken uyuya kaldı…

Oğuz Çağan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...