Kelebeğin Uçuşu – Bölüm6: Bir Yaralı Kuş Olmak

Gece Gündüz
A A

Kelebeğin Uçuşu – Bölüm6: Bir Yaralı Kuş Olmak

Gözlerini açtığında kaç saattir yarı baygın kaldığından haberi yoktu. Fakat içeriye ışık sızmıyordu. Bu da demek oluyor ki akşam olmuştu. Çünkü sarmaşıkların arasında açtığı deliğe yöneldiğinde yıldız parıltılarından başka bir şey göremiyordu. Başının ağrıdığını hissetti bir anda. Sanki kafasının içini bir şey kemiriyor gibiydi. Uzanmak istedi tekrar. Lakin kalkıp buradan uzaklaşması gerektiğini de düşünüyordu. Karanlıktı her taraf. Gökyüzündeki yıldızlardan başka hiçbir şey göremiyordu. Uzandı sarmaşıkların üzerine ve tekrar yumdu gözlerini, uykusu yoktu ama baş ağrısıyla hemen daldı…

Uyandığında sarmaşıktan örülü duvara tam karşıdan bir ışık yansıyordu. Erdem bu defa anladı ki, sabah olmuştu ve bilinmeyen yoluna devam edebilirdi. Doğruldu uzandığı yerden hemen. Ve bıçağı eline alır almaz sık ağaçlardan başka bir şey görünmeyen deliği iyice genişletmeye başladı. Her vurduğu bıçak darbesinde saplandığı bu bilinmezlik içerisinde umudu artmaya başladı Erdem’in.

Sığabileceği bir yarık oluşturmak yine Erdem’in kollarını güçsüz bırakmıştı ve yaklaşık bir saatini almıştı. Sarmaşıkların arasındaki yarık sığabileceği kadar olduğunda çantasını sarmaşıkların dış kısmında gördüğü bir dalın ucuna taktı, bıçağını beline koydu ve kendini dışarıya çıkardı. Şuan için durduğu yer emniyetliydi. Ama aşağısı en az bir 5 katlı bina yüksekliğindeydi. Buradan inebilmesi için tek çare sarmaşıklardan yardım almaktı. Fakat bu zor bir işti. Sarmaşıklar Erdem’in avucuyla kavrayabileceği kadar ince değillerdi bu onu bir hayli zorlayacaktı.

Aşağıya inme düşünmekten bulunduğu yeri keşfedememişti Erdem. Kafasını kaldırdığında önünde kocaman bir orman olduğunu fark etti. Fakat ormanda bugüne dek gördüğü ormanlardan bir farklılık vardı. Burada güneş yoktu. Ormanın üzerinde uçuşan kelebekler de farklıydı. Kelebekler ormana ışık saçıyordu. Erdem’i bu garip manzara içerisinde bir şaşkınlık bürüdü. Bunun sebebi ise bu ormanın ve bu kelebeklerin, kısacası bu güzelliklerin, mağara sanarak girdiği geçitten içine daldığı yerin tam üzerinde bulunan dağın altında yer almasıydı. Geçitte ilerlerken hafif eğim olduğunu fark etmişti. Fakat bu kadar derin bir oluşumun dağın içerisinde olup, olabileceğini ne görmüştü ne de duymuştu.

Havada uçuşan kelebeklerdi Erdem’i buraya sürükleyen. Sarmaşıkların üzerinde ayakta sadece düşünüyordu. Yasemin’den kaçmıştı. Ondan, ona beslediği tek taraflı duygulardan uzaklaşmak, vazgeçmek için çıkmıştı yola. Durup geri dönemin yollarını mı aramalıydı, yoksa yolunun onu sürüklediği yere doğru mu gitmeliydi? Çok kararsızdı. Fakat devam etmek birden daha mantıklı geldi. Hem de bu güzel manzaranın karşısında daha güzel yerler görme şansısını düşünerek ilerlerse…

Sarmaşıklardan inmek zor gibi gözüküyordu. Ama çantasındaki ipi eğer sağlam bir yere bağlayıp onunla inmeyi denerse işi kolaylaşacaktı. İp aklına gelir gelmez çantasından çıkardı. Ve önünde bulunan sarmaşıklardan çapraz biçimde birbirine dolanmış olanı gözüne kestirip ipini bağladı. İpi defalarca düğümleyip, aynı şekilde ipin diğer ucunu da bağlayıp sağlamlaştırdıktan sonra yavaş yavaş kendini aşağı salmaya başladı Erdem. İpin uzun olması ve iki kat yapması Erdem için büyük bir avantajdı. Kolları yorulmaya başlamıştı. Ne de olsa eli yazıp çizmekten başka bir şey yapmamıştı bugüne dek. Erdem için bir milattı orman gezisine çıkıp, böyle maceralara atılmak. Kolları yoruldukça bacaklarıyla zemine kadar inen sarmaşıklardan destek almaya başladı bu defa. Tam inmeye yaklaştığı sırada cesaretlenip hızlanmaya başladı Erdem. Ve bu defa hızı onun için kötüye neden olmuştu. Eli ipten kaydı ve yaklaşık iki metrelik mesafeden sırtı üstü toprağa çakıldı. Sol ayağı düşme sırasında katlı kalmıştı. Ve muhtemelen bacak kasında zedelenmeye neden olmuştu. Yürüyebilecek durumda değildi. Zaten o sarmaşıkla çevrili yerden çıkması, şaşkınlıkla karşısındaki güzellikleri izlemesi bir hayli zamanını almıştı. Burada çadırını kurup dinlenmeyi düşünen Erdem, bacağının ağrısını sıcaklığıyla hissetmemişti…

Yerde uzanırken içinde bulunduğu mağaraya benzer yerin tepesinde kocaman bir delik olduğunu gördü. Bu delik güneş tepeye geldiğinde içeriye güneş girmesini sağlıyordu. Diğer vakitlerde ise yalnızca hafif aydınlık oluyordu. Gece ise zifiri bir karanlık bürünüyordu bu mağarada. Erdem’in aklına gelen bir şey de sarmaşıkların arasına düştüğünde açtığı delikten görünen yıldızlardı. Daha doğrusu onlar yıldız mıydı?

Artık kalkmalıydı. Her düştüğünde fazla oyalandığını düşündü. Ve bacağındaki zedelenme yavaş yavaş şişmeye ve ağrısını göstermeye başladı. Kalkıp çadırını kurmaya yeltendiğinde bacanın üzerine basamadığını fark etti. Dizlerinin üzerine durarak çantasından çadırı ve gerekli malzemeleri çıkardı. Bacağı için kullanabileceği yanında hiçbir malzeme yoktu o yüzden o halde kurmalıydı çadırı…

Yavaş yavaş(2 saatte) kurmayı başardı çadırı Erdem. Mağaranın üzerindeki delikten ise ışık parlamıyordu artık içeriye. Yalnızca dışarıda gündüz vakti olduğu anlaşılıyordu. Erdem’in merak ettiği konu buranın oluşumunda insan elinin var olup olmadığıydı. Çünkü geldiği yolda insanların kullandığı aletlere dair izler mevcuttu. Sonra o kayaların çökmesi ve sarmaşıklardan örülü tuzak sanki insanların buraya ulaşamaması için yapılmış gibiydi. Erdem’in kafası bir yandan çok karışırken bacağının ağrısı da hafif hafif yokluyordu.

Birden aklına bir şey geldi Erdem’in. Çantasında zeytin vardı. Zeytin çekirdeğinin zedelenme gibi ufak ağrılara iyi geldiği annesinden öğrenmişti. Yine bir gün bacağını yaraladığında… Hemen zeytinleri çıkarıp çantasından tek tek çekirdeklerini ayıkladı. Ve çantasındaki belki işe yarar diye yanına aldığı çekiciyle çekirdekleri ezdi. Sonra gömleğinden yırttığı bez parçasının içine ezdiği çekirdekleri yaydıktan sonra bacağına sardı ve bir iple sıkıca bağladı. Adeta dokunamıyordu bacağına. Ama yapacak bir şey yoktu. Çekirdekler biraz ferahlık vermişti. İlkin sanki birden ağrısını almış gibiydi. Fakat sonraki ağrıda çok şiddetli değildi. Şimdilik idare edebiliyordu bu durumu Erdem.

Erdem çadırın içerisinde uzandı. Ve düşünmeye başladı yine;

-Ben kimim, kiminim?

Oğuz Çağan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...