Kelebeğin Uçuşu – Bölüm5: Mağaranın Sonu

Gece Gündüz
A A

Kelebeğin Uçuşu – Bölüm5: Mağaranın Sonu

Çadırdan içeriye günün ilk ışıkları sızmaya başladığında Erdem çoktan uyanmış, çantasına eşyalarını doldurmakla meşguldü…

Kendini dışarıya atıp çadırı toplamaya başladığında, dünkü kelebeklerin aynı mağaranın üzerinde dönüp durduğunu gördü. Ve bu defa aslında kelebeklerin bir şey anlatmaya çalıştığını veya orada bir şey olduğunu anladı. Bulunduğu orman çok fazla bitki türüne sahip bir yer de değildi. Yalnızca yeşil otlar ve kalın gövdeli çeşitli ağaçlarla doluydu.

Mağaranın girişi zifiri karanlıktı uzaktan bakınca. Erdem tüm eşyalarını bir an önce toparladı ve mağara ağzına doğru ilerledi. Sabah olduğundan biraz çiğ düşmüştü yerdeki otların üzerine. Ve mağara ağzına doğru biraz yokuş aşağıydı zemin. Dikkat etmesine rağmen ayağının kaymasından kurtulamadı. Mağara girişine kadar oturur vaziyette, yara almadan kayarak inmeyi başarabildi Erdem.

Mağaranın önüne geldiğinde içerinin bir mağara değil de geçit gibi olduğunu fark etti. Çok derinlerden nokta kadar bir ışık sızıyordu. El fenerini çıkarmak için çantasını sırtından indirdi. Ve çantanın içindeki bıçağını almayı da ihmal etmedi. Çünkü içerisi gerçekten aşırı karanlıktı ve yılan, ayı gibi hayvanlar olabilirdi. Mağara hem uzun hem de bayağı genişti. Hayretler içerisindeydi Erdem. Bu kadar geniş ve uzun bir boşluk kocaman o dağın altında nasıl var olabiliyordu…

Bir elinde el feneri, bir elinde de bıçağı hazır bir şekilde ilerlemeye başlayan Erdem kısa sürede mağaranın yan duvarlarındaki resimleri gördü. Elinde baltaya benzeyen insan ve ağaca benzetilmiş çizimler vardı duvarlarda. Bulunduğu yer gittikçe Erdem için ilginç ve biraz da ürkütücü olmaya başlamıştı. El fenerini adım atacağı yerde gezdirmeden ilerlemiyordu. Ve neyse ki el feneri mağaranın içerisini çok iyi aydınlatıyordu. Bu da Erdem’in tedirginliğini bir nebze olsun dindiriyordu. Dakikalardır yürüyordu Erdem. Mağara oldukça serin olmasına rağmen korkudan terlemeye başlamıştı. Ve Erdem’in karşısındaki ışık da gittikçe büyüyordu. Yerler sanki insanların ellerindeki bir şeylerle kazınmaya çalışılmış diye düşündü. Çünkü kayaların üzerinde keskin izler vardı. Bu kendiliğinden olmuşa benzemiyordu.

Erdem bunlarla durup oyalanamayacağını düşündü birden. Ve hızını arttırarak ışığa doru ilerlemeye başladı. Fakat bu onun dikkatsizliğine neden oldu ve tam çıkışa geldiğinde dışarıdaki bembeyaz ışıktan bir şey görünmüyordu. Ve göremeyince ilerlemek istemeyerek durdu. Karanlıkta kaldığı için göremediğini düşünüyordu. Erdem sağ adımını ileriye atar atmaz, sanki boşluğa adım atar gibi ayağının altından kocaman kaya parçası kaydı gitti ve Erdem hiçbir şey görüp anlayamadan aşağıya doğru hızla sürüklenmeye başladı. Nereye sürüklendiğini de bilmiyordu. Yalnızca anlayabildiği artık ayağının altında bir kaya parçasının da olmadığıydı.

Birden yumuşak bir zemin üzerine yaylanarak çakıldı. Fakat adeta yüreği ağzına gelmişti. Kapkaranlıktı burası. Yalnızca eliyle yokladığında üzerine düştüğü şeylerin sarmaşığa benzer bir bitki olduğunu anladı. Ve maalesef el fenerine ayağı kaydıktan sonra ne olduğunu hatırlamıyordu. Yukarı baktı, sağına soluna baktı. Fakat el fenerine benzer bir ışık görünmüyordu. Yalnızca elindeki bıçağı hala sımsıkı tutuyordu. Ayağı kalktı. Yumuşak zemin üzerinde zor ayakta durabiliyordu. Etrafındaki duvarları hissetmeye çalışıyordu. Ve dikkatli adımlarla ilerlerken ilk karşısına çıkan şeyin yine üzerine düştüğü gibi sarmaşık tarzında bir şey olduğunu anladı. Elindeki bıçağı kullanarak karşısındaki sarmaşıktan örülmüş duvara ağır darbelerle iki üç defa vurdu. Dallar kopmasa da yaralanıyordu. Ve bıçağı gerçekten çok sağlamdı. Düşerken bıçağı sımsıkı tutması Erdem için şimdi büyük avantaj olmuştu. Durmadan sarmaşık dalların sert darbelerle yaralıyor ve koparıyordu…

Ve yaklaşık on dakika kadar buna devam ettikten sonra nihayet nokta kadar bir ışık sızdı sarmaşıkların arasından. Erdem iyice rahatlamaya başladı. Bir orman gezintisinin başına bu denli zorluklar açabileceğini hiç düşünmemişti. Sarmaşıklar o kadar sıktı ki eliyle ayırması neredeyse imkânsız gibiydi. İlerledikçe bıçağın keskin tarafıyla sarmaşıklara hem bastırıyor, hem de sarmaşığı kesmek için sertçe ileri geri sürüyordu…

Erdem bir insan kafası büyüklüğünde bir delik açmayı, yarım saate yakın bir zamanda ancak başarmıştı o sarmaşıklardan inşa edilmiş duvarın arasında. Fakat hem korkudan ve hem de bulunduğu ortamda hiçbir şeyi göremeyişi ve seçemeyişinden artık başı dönmeye başlamıştı. Büyük ihtimalle tansiyonu düşmüştü. Bıçak elinde bir halde önce olduğu yere dizlerinin üstüne, sonra da yüz üstü sarmaşıkların üzerine kendini bıraktı. Bunu bilinçli olarak yapıyordu. Çünkü eğer uzanmazsa birazdan bayılacağını biliyordu. Ve uzanır uzanmaz hızlanan kalp atışlarına, dönen başına aldırmadan gözlerini kapadı Erdem…

Oğuz Çağan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...