Kelebeğin Uçuşu – Bölüm4: Kelebek Yolu

Gece Gündüz
A A

Kelebeğin Uçuşu – Bölüm4: Kelebek Yolu

Yolun üzerinde uçuşan kelebekler Erdem’in bir sağından bir solundan aşağı yukarı zikzak çizerek dağa doğru yükseliyordu. Erdem gözlerinin önündeki ilerleyişe doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Ve patika yol son bulmuş, tamamen ormanlık olmuştu çevresi. Ağaçların dalları ormanlık alanın üzerini yarım yamalak kapatıyordu. Yaprakların arasından güneş ışığı parça parça da olsa sızmayı başarıyordu.

Güçlü bir akıntı sesi geliyordu Erdem’in kulağına. İlerde mutlaka bir şelale veya akarsu olabileceği geldi aklına. Şehirden uzaklaşalı üç gün olmuştu. Ve suyu çok azalmıştı. Birden aklına neden uzaklaşmak istediği hakkında bir soru geldi. Fakat her şeyin sebebi o egzoz dumanları, araba sesleri ve gittikçe artan, uğultu gibi kulak yırtan insan sesleri.

Düşüne düşüne yürürken koca koca ağaçların etrafını kapattığı, neredeyse yirmi metre yüksekliğinde bir şelalenin manzarası karşısında kalmıştı Erdem. Kelebekler ise hala Erdem’in önünde dönerek ilerliyorlar; arada bir çiçeklerin, kurumuş dal parçalarının üzerine konup tekrar yollarına devam ediyorlardı. Erdem şelalenin her düşüşte ferahlatan damlalarından ve rahatlatan sesinden uzaklaşmak istemiyordu. Lakin kelebekler onunla beklemeyeceklerdi. Nasıl olsa tekrar bulurum düşüncesiyle, çantasının yanında bulunan matarasına şelalenin döküldüğü yerden su doldurdu. Ve kelebeklerin peşine takılmayı tercih etti Erdem…

Kelebekler bir mağaranın önünde durdular. Ve aynı yerde dönüp duruyorlardı. Erdem’in aklında ise oturup bir ağaca yaslanmak vardı. Nasıl olsa kelebekler bir yere gitmiyordu şimdilik. Sanki bir mesaj vermeye çalışıyorlardı. Ama Erdem çoktan gözlerini kapatmıştı bile. Dinlene dinlene yürüse bile üç günlük yol onun için normal koşullarda çok fazlaydı.

Gözlerini araladığında ilk yaptığı iş saate bakmak oldu. Çünkü gökyüzü kararmaya başlamış, kelebekler ise çoktan kaybolmuşlardı. Bulunduğu yer, altı yedi ağaçla çevrilmiş düz bir yerdi. Sırtındaki çantada bulunan çadırı kuracağına hiç ihtimal vermemişti yola çıkarken. Fakat o an mecburdu. Ne yol yürüyebilirdi bu karanlıkta ne de keşfine devam edebilirdi. Öncelikle yapması gereken bir ateş yakmaktı. Eğer yırtıcı hayvanlar varsa ateş sayesinde ona yaklaşamazlardı. Etraftan çalı, kuru dal vs. toplamaya başladı. Çok sürmeden bir kucak dolusu yakacak toplamıştı bile, hem de hiçbir canlı ağaca zarar vermeden. Toprağın yüzeyindeki küçük otları elindeki bıçakla kazıdı. Ve yeşillerin ateş yakacağı yerden uçak kalmasını sağladı. Bu sayede hiçbir şekilde ormana zarar vermeyecekti. Ağaç dallarını kazıdığı toprağın üzerine koyup üzerine de çantasında bulunan alkolden biraz döktü. Ve kibritle ateşi odunlara yaklaştırır yaklaştırmaz tutuşmaya başladılar.. Biraz sonra alevler dizinin hizasına yükselecek kadar büyümüştü. Sırada ise çadırı kurmaya gelmişti. Bütün parçalarını tamamlayıp, toprağa da çadırı bağlayacağı kazıkları çaktıktan sonra çadırı oturttu. Ve ateş için biraz daha dal parçaları topladıktan sonra çadırın içine girip biraz daha kestirmek için uzandı.

Hava kararmıştı. Ve Erdem sabah erkenden kalkıp kelebeklerin döndüğü yerde onları bulmayı düşünürken ateşin odunları çıtırdatan sesleriyle uyuya kaldı…

Oğuz Çağan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...