Çiçeklerin Hayalleri

Gece Gündüz
A A

Mumu söndürmüş, çiçekleri sulamaya gitmişti. Daktiloyla piyano çalan adam her zamanki gibi selam verdi. Elini kaldırırken başını aşağı indiriyor, aklını kalbine yakın tutup işiyle övündüğünü belli ediyordu. Doğaldır ki çiçekler onun gibi düşünmüyordu. Onları önemsemeden aldı selamı ve gömlek cebine koydu. Olması gerektiği yerdeydi selam. Tanımadığı bir insana karşı güzel bir çelik yelekti gömlek cebinde. Gün gelir aralarındaki hukuka ihtiyacı olur diye hiçbir sabah selamı cebine atmayı unutmadı. Gerçi çiçekler ihtiyacı olacağını düşünmüyordu ama nafile. Bir süre sonra su tükendi.

Tüm çiçekler güneşe yönelip dua etmeye başladı. Güneş onlar için Tanrı’ydı. Hiçbir zaman gecikmedi, eksilmedi. Duaları da kabul oluverdi. Elinde hortum, gömlek cebinde selamıyla bahçıvan çıkageldi. Çiçeklere dilediklerinden kat kat fazla su verdi. Tüm çiçekler secdeye kapanıp güneşe minnettarlıklarını belli ettiler.

Bahçıvan evine girdi. Kendi bahçesinin bahçıvanıydı her insan gibi. Mum ışığında beslerdi gözlerini ama muma tapmazdı. Pencereden karşıdaki eve baktı. Pencereler ayıpladı bu hareketi ama aldırış etmedi. Komşusu Steinway’e işkence etmek ile ünlenmişti. Bu onun hoşuna gidiyordu ama sadist olduğunu düşünmüyordu. Çiçekler de onun gibi düşünmüyordu oysa. Ama kim takar çiçekleri çocuklar dışında. Üç ayaklı sandalyesine oturup daldı yükselip alçalan beyazlıklara. Sonra iyilik yapmak istedi ya da kendini onaylatmaktı dileği. İki blok ötedeki komşusuyla paylaşmak istedi melodiyi. Ne telefon ne bilgisayar, elinde ufacık bir teleks vardı. O da duyduklarını yazmaya başladı. Yetişemedi, yaptığı hayli zordu. Komşusunu evine çağırmayı düşündü ve kendini apar topar dışarıya attı. Müzik beklemezdi. Sesler zamandan hızlı yol alıyordu o sokaklarda ve ışık insanların gözlerinden çıkıyordu.

Hızlı adımlar ile gitti gözlerini kırpmadan. Etekleri hava ile dolan redingotunu toplamak için kendini sarıp sarmaladı. Şapkası yoktu, aslında kıyafetlere gerek yoktu ama müziğin bir parçasıydı her haliyle. İçindekileri gizlemek için önemliydi bu görüntü. Müzik de düşüncelerini perdelemek için vardı. Bitişik bahçenin bahçıvanını kendine bakarken gördü. Süzülmekten hoşlanmazdı, uyararak vakit kaybedemezdi. Zaten her sabah olan bir şeydi ve düşündükçe sinirlendi. Dayanamayıp elini kaldırdı, bahçıvana doğru yürümeye başladı. Bahçıvanın eli gömlek cebine yöneldi. Silah mı var, diye düşünmekten kendini alamadı ve korkuyla heyecanı birbirine karıştırdı. Başını gövdesine toplayıp dişlerini sıktı. Koşarcasına geçti oradan. Kapıyı çalmadan daldı dostunun evine. Onu içeride bulamadı. Duraklayıp bahçıvanın evine baktığında bahçıvanı kendisine bakarken gördü. İrkildi. Eline bir mum alıp bodrum katına indi. Düşünmeye koyuldu. Sandalyeye oturdu sakince. Ön ayaklarını kaldırdı sandalyenin ve yaşadığı şeyleri anlamaya çalıştı. İki ayağı üzerinde durmak hayallere dalmasını engelliyordu. Bir an aklında şimşekler çaktı. Müziği bu yüzden yaşamadığını anladı ve şahlanmış sandalyesiyle dört ayaküstüne düştü. Yalnızdı ve sıkılmıştı. Piyanisti merak edip kendini korkacak bir şey olmadığına ikna etti. Dolabı açtı ve Ravel’in yazdığı sırayla kıyafetlerini giydi. Etkileyici olduğunu düşünüp evden çıktı. Bahar ayininde olan misafirperver çiçeklere üstten baktı, bir ateş kuşu da ona üstten bakıyordu. Aldırmamış gibi yaptı, aslında fark etmemişti onu ama öyle görünüyordu. Çitleri açtı ve sokakta yürüdü, blokları saymadı. Kendi bahçesiyle uğraşan bir bahçıvan gördü, elini kaldırdı ve başını aşağı topladı tüm vücudu ile gülümsercesine. Teröristçe bir hareketti, vicdan ve aklı aşağılayıp eylemi yücelten. Sonunda kapıya ulaştı ve derin düşüncelere daldı iki ayağının üstünde. Nasıl bir melodi ile çalmalıydı kapıyı? Kendini hangi yalanlar ile tanıtmalıydı? Karşıdakinin aklına nasıl girmeliydi? Karar kılıp vurdu kapıya. Kapı kim olduğunu biliyor gibi açıldı ve içeriye davet etti onu. O da daveti kabul edip işkenceciyi aramaya başladı. Seslendi, piyanonun ağırlaşmış sesini takip etti. Bulduğu piyano otomatikti, başına oturup kendisini çalarken hayal etti. Bir an piyanodaki gözüyle pencereden dışarıya baktı. Selam verdiği bahçıvanın onu izlediğini gördü. Çalıyormuş gibi davrandı ve bir virtüöz gibi hareket etti umarsızca. İyi görünmeye muhtaç hissetti kendini. Başarılı da olmuştu, bunu bahçıvanın hızlı hızlı giyinmesinden anladı. Yanına gelmesinden korktu. Derhal kendini yalancı gibi hissetti, hemen piyanonun başından kalkıp bahçıvan kıyafetlerini giydi. İki blok öteye gidip bahçede çalışıyormuş gibi yaptı. Bahçıvanın o tarafa geldiğini görünce heyecanlandı ama koşar adımlar ile önünden geçtiğini görünce biraz olsun rahatladı. Bahçesinde bulunduğu eve girdi. Bahçıvanı izlemeye başladı. Bir an için göz göze geldiler. İkisi de fazla heyecanlanmıştı. Bahçıvan hızlıca ortadan kaybolunca korkup kendi evine döndü. Bir mum yaktı. Huzur bulmak istedi. Aklına çiçekleri sulamak geldi ve dışarıya çıktı. Sulamaya devam etti. Hava daha temiz geldi ciğerlerine. Ya da içi biraz daha kirlenmişti. Çiçekler onun gibi düşünmüyordu yine. Aldırış etmedi. Sulamaya devam etti.

Numan Sadık Barut

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...