Saplantıyı Aşk Sananlar Bülteninde Bugün

Gece Gündüz
A A

Shakespeare’in kendi zaman diliminden geleceğe, günümüze göndermiş olduğu bir not ile başlarsak: “Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup bunu aşk sanıyorsunuz.”

İnsanın neden olduğu kavgaların dört bir yanımızı sardığı, sevgisizliğin her an ve saniye yüzümüze bir tokat gibi çarptığı; mutsuz yüzlerin, güne iyi başlamanın gerçekte ne anlama geldiğini bilmeyen günaydınsız insanların, sevgi adı altında gerçekleştirdiği deliliklerin normal görüldüğü, eşini öldüren adamın sevgiden bahsettiği, aşırı sevgiden silahların sıkıldığı, tokatların sevgiden atıldığı ve bunların kontrolsüz bir şekilde sıradanlaştığı zamanlardayız…

“Bunca insan yalnızken neden bunca insan yalnız?” sorusuna bir cevap verircesine; insanların, birilerini sevmek ve birileriyle olmak zorunda hissetmelerindendir belki de bu sevme yarışına girmeleri… Sevilme ihtiyacı, hayattaki en büyük sorun hâline geliyor ve yalnız kalmak, toplumsal bir fobiye dönüşüyor. Sevilmeye aç bünyeler, kendilerinden o denli bihaberler ki birilerince keşfedilme olasılığına duydukları iştahla, aşk adını verdikleri bir hayale bağlanıyorlar. Sonrasında bu yoksunlukların tatmini için peşin fiyatına on iki taksitle hayatlara sokulan o sevgililer, hediyeler, buluşmalar; yalnızlıkları maddesel olarak azaltırken manevi olarak, devasa boşluklara dönüşüyor ve daha küçük vadelere bölünüyor.

Saplantıların, aşk adı altında cümleleştiği; eski sevgilinin, zorbalaşmış bir ısrarla arandığı veya taciz edildiği bir magandalığa aşk deniyor. Yeni yeni saplantılar icat edilip bir aşk piyasası yaratılıyor. Eski sevgilinizi getirin, yenisini götürün kampanyalı platformlarda; en güzel ve en filtreli fotoğraflarla satışa çıkarılan potansiyel aşklar, bir mesaj kadar yakınlaşıyorken kafalar arasındaki uzaklık, gezegenler arası mesafelere eviriliyor. Aşk denen, söylemesi kısacık ama yaşaması bir o kadar uzun olan üç harflik yol; oldu da bitti maşallah aceleciliğine kurban edilip; iki günde birbirini tanıma arzusuyla geçiştirilip emek yoksun çöplere dönüştürülüyor.

Baş tacı olsalar da kendi dünyalarını, çocuklarına da dayatma arzusu duyan anne-babalarca; el bebek gül bebek büyütülen, kazık kadar olan ancak birini sevecek kadar olgunlaşmamış evlatlara uygun eş adayları bakılıyor ve bu vesileyle görücü usulü bile sayılamayacak olan, ne idiği belirsiz yeni aşk çeşitleri raflarda yerini alıveriyor. Ailelerce keşfedilen bu “seneye de giyersin” aşkları, her ne kadar asosyal bedenlerimize büyük gelse de sevmek, sevilmek ihtiyacı öylesine bilinçaltımıza saldırıyor ki kendimizi; zamanla oturacağını umduğumuz bir sevgi içinde, bol gelen bir aşk bedeninde, hayatımızın en sıra dışı anı olması gerekirken hayatımızın en sıradan anında, tek yastıkta kocamak üzere ve hiç tanımadığımız o eşimizle imza atarken buluyoruz… Daha önce hiçbir güçlüğe tek başına göğüs germemiş bir “biz” ve daha önce hiçbir şeye ve hatta kendi eşine dahi karar vermemiş olan “sevdiceğimiz” ile yan yana, gelen fırtınadan korunmak için şemsiye açıyoruz. Ve başlıyor böylece dillere destan aşklarımız…

Sevmelik değil de sevişmelik aşklar, evlenmelik değil de eğlenmelik aşklar… Birlikte yaşlanmalık değil de yaşlanınca yenisini bulurumcu; ben daha gencini buldum, o bulduğum da benden gencini bulducu, iki ileri bir tekerlemeli aşklar… Sağanak sevgi yağmuruna tutulan sırılsıklam aşklardan, birbirlerine olan sevgilerinin yerini öfke alan, tükürük yağmuruna tutulan aşklara… Hayattaki en büyük gayesi sevdiceğinin elini tutmak olan aşklardan, hayattaki en büyük gayesi sevdiceğinin evi-arabası olsuncu aşklara…

Geliyor aşklar, geçiyor yaşlar ve yıllar; birlikte ıslanılmamış yağmurlar eşliğinde ve uğranmadan köşe başında bir kestaneciye bir kış gecesi, hani en kristalinden ve öpüşmeden gecenin ayazında alkollü bir gecenin sarhoşluğuyla ve tadamadan huzurunu birlikte susabilmenin ve de dinleyemeden sessizliğini sevdiceğin atan kalbinin, saatlerce göğsüne yaslanamadan…

Geliyor, gidiyor aşklar; bir şarkısı dahi olamadan ve konuşamadan, gönülden gönle aynı duyguyla, farklı dillerde bile olsa anlaşamadan…

Nilgün Sahra

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...