Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

Gece Gündüz
A A

Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin

Bir adet kırık çocukluk aşkı masalı. İnsanları anlamanın zor, bir kişiye odaklanmanın daha kolay olduğu zamanlar. Bir adet çocukluk aşkı ve bir adet 20 yaşında genç delikanlı.

Çocukluğumuzdan gelen bu tanışıklığımız vasıtasıyla biz; sıkı birer Liverpool taraftarıydık. İkimiz de çok severdik renklerini, stadyumunu, oyuncularını vesaire. Şimdi gidin sorun ona, Micheal Owen’ı, Heskey’i, Fowler’ı, Hyppia’yı… Benden iyi sayar belki. Ama “Siz” gidin sorun olur mu? Çünkü biz artık görüşmüyoruz.

Odamızın duvarında kocaman bir poster;  İngilizce, “Sen Asla Yalnız Yürümeyeceksin!” yazılı. Bir ilişkiyle bağdaştırılabilecek en uygun takım marşı sanırım: You will never walk alone! Gel gelelim yıllar ilerledikçe bu kelimeler bütünü bana parça parça acı enjekte etmekteydi. Direkt hikayenin sonuna gelirsek, benim çocukluk aşkı artık evli ve çocuklu bir aşık.

Sen evresi…

Yaşlar ilerledikçe çocukluk hevesinin yerini kişisel ihtiyaçlar aldı. Posterin asılı olduğu duvara kıyafetlerimizi asmak için askı çaktık. Ve sarkan ceketlerden bu kelimeler bütünü artık parça parça okunmaktaydı. İlişkide baş gösteren sıkıntılar sonucu kendimi düşünmeye verdiğim dönemdi. Yazının; “…asla yalnız yürümeyeceksin.” kısmı, Ezgi’nin hiç giymediği ve orada asılı durmasıyla zihnime yerleşen siyah kapüşonlu ceketi tarafından kapanmış sadece “Sen” kelimesi boy göstermekteydi. Ve ben evrenin bana gönderdiği bu mesajı alıp, yaşadığımız bu sıkıntılarda tek sorumlunun ben olduğumu düşünmekteydim.

Asla evresi…

Biz artık ayrılmıştık, askıda ne Ezgi’nin siyah kapüşonlusu ne de bana aldığı lacivert gömlek asılıydı. Tüm sıkıntının askıda olduğunu düşünüp söküp attım kendisini. Artık o cümleyi tamamen okuyabiliyordum. Ve bir geri dönüş için kendime sorular sormaktaydım. Fakat ne hikmetse kendime sorduğum soruların cevabını da o yazıda arıyordum. Ne zaman? Asla. Olmaz mı? Asla!

Bu sorulara bir gece içki eşliğinde devam ederken kaybetmişim kendimi. Ne olduysa o gece oldu zaten. Sapıttım, dağıttım. Posterin asılı olduğu duvarı yumrukladım, yırttım. Fakat uyandığımda bulacaktı pişmanlık beni. Kibrit kutusu kadar odamda sessiz sedasız ve Ezgi’siz öleceğim gerçeği mahvetti ve “Yalnız” evresini de hızlı bir şekilde atlattım. Kalktım yataktan, yerdeki posteri aldım, eski yerine yapıştırdım. Biraz dağınık dursa da yine orada asılıydı işte. Yırtıklardan ötürü cümlelerin arasına noktalama işaretleri girmiş gibiydi, pek rahatsız etmedi önceleri. Fakat evlendiği haberini aldığım günün gecesi eve geldiğimde durum çok farklıydı. Tam kendime; “Ben ne zaman hayatıma devam edebileceğim?” sorularını sorarken baktım duvara, duvarda şu yazılıydı o noktalama işaretleriyle;

Sen asla yürümeyeceksin! Yalnız!

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...