Rüya Tacirleri

Gece Gündüz
A A

Rüya Tacirleri

Siz hiç otobüs terminalinde uyudunuz mu? Ben dün uyudum. Ömrümde ilk kez botlarımı yastık, Ankara’nın soğuğundan korunmak için montumu da battaniye yaptım. Bazen mutsuzken bitkinlikten uykuya dalıp daha da mutsuz uyanır insan, bilir misiniz? Öyle bir uykuydu bu. Uyandığımda bir fincan kahve mi istiyorum yoksa büsbütün ölmeyi mi yeğlerdim, inanın bilmiyorum. Çok kere özledim hayatımda bazı şeyleri, bazı insanları. Ama dün gece gibi hiç özlememiştim. Aynı derecede ölmek isteği de kusursuzca damarlarımdan beynime sıçrıyordu sanki. Sadece düşünerek beynimi patlatıp ölmeyi denedim, olmadı. Bir an için inanmıştım oysa olacağına…

Sigara içmeye çıktığımda boşlukta belirdi Feyyaz Abi. Bakmayın ismini telaffuz ettiğime, o geceden önce görmemiştim hiç kendisini. Zaten sigara içmek için peronların arasından süzülüp dışarıya hangi ara gelmiştim, orası tam bir muallâk. “Nedir derdin?” dedi Feyyaz Abi, babacan bir tavırla. Sigaradan sararmış bıyıkları, yırtık lacivert montunun altına giydiği kısa paçalı pantolonundan görebileceğiniz kırmızı çoraplarıyla bir an tebessüm ettirdi. “Bir saattir yatıyorsun, uyumuyorsun, bakıyorsun, görmüyorsun, bir saattir seni izliyorum. Ağlıyorsun ama farkında değilsin…” diye dokundurup sırıtarak devam etti. Anlattım Feyyaz Abiye. “Botlarım bir beden küçük geliyor, vuruyor ayağıma Abi, eski botlarımı özledim!” dedim, güldü. “Köpeğim!” dedim, “Öldü bundan üç yıl önce!”. Kahkaha attı, “Üç yıl geçmiş üzerinden, nedir asıl derdin senin?!” diye diretti. Ankara’yı sevmiyor olmam da onun için yeterli bir sebep değildi sanırım. Zira gözlerimin içine dik dik bakmaya devam ediyordu. Bir sigara daha yakıp üç saat sürecek muhabbetimize hikâyemi anlatarak başladım…

İzmir’den gelen otobüse bakarken bulduk kendimizi. Feyyaz Abi iç çekip “Hayırlısı be oğlum!” dedi. Yarım saat boyunca da “Hayırlısı” kelimesi üzerine konuştuk. Ona sorarsanız bundan yüz yıl sonra bu kelime atasözü olarak kullanılabilirmiş. Gençliğini haybeye harcayan neslin ileride kullanıp, çocuklarına aktaracağı bir kelimeymiş. Onun gençliğinde “İyi ki…” varmış. “İyi ki varsın, iyi ki tanıdım seni, iyi ki doğdun” vesaire. Fakat biz değerini bilememişiz, keşkeler, eyvahlar ve hayırlısılar eşliğinde harcamışız hep iyi kileri. “İyi ki tanıdım seni.” cümlesinin yerini “Keşke seni daha önce tanısaydım.” almış haberimiz yokken. “İyi ki doğdun.” demeyi unuttuğumuz insanların topraklarına bakıp “İyi bir insandı.” demeye başlamışız.

Sevmekten önemlisinin sevilmek olduğunu anlattı Feyyaz Abi bana. Ölümcül noktası ise insanın sevildiğini bilip bilmemesi ve bunu nasıl karşıladığıymış. Sanırım bugün sevildiğimi bilmeyerek uykuya yatıp, sevilmediğimi düşünerek uyanmıştım. Bu ruh halinin başka bir açıklaması yoktu. Feyyaz Abi hiçbir söz söylemeden yürümeye başladı peronların arasında süzülerek. Arkasından; “Bu adam neyin nesiydi?” diye düşünürken baktım tekrar üstüne başına. Kırmızı çoraplarının Ankara soğuğundan maviye dönüşmüş olabileceğine inandırdım bir süre kendimi. Sonra bir kapı sesiyle uyandım, damağım kurumuş. Çenemden akan buz gibi suya muhtaç hissettim kendimi. Ama ben yataktan kalkmadım. Elim başucumda duran sigara paketine gitti. Bir sigara yakınca ölmediğimi ve bu yolla ölemeyeceğimi anladım artık.

Bazen mutsuzken, bitkinlikten uykuya dalıp daha da mutsuz uyanır insan bilir misiniz? Öyle bir uykuydu benimkisi. Uyandığımda, mutfağından pis bir koku gelen evi mi temizlesem yoksa ensemi kızartan güneşin girdiği dördüncü kat camından kendimi mi bıraksam, karar veremedim. Sanırım hâlâ yapmam gereken ve yapmak istediğim işleri ayırt edemeyecek kadar zayıfım.

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...