Muhayyile

Gece Gündüz
A A

Muhayyile

Gelin arkadaşlar size biraz hayal kırıklığından, hayal kırıklığının hayal kurmayı çok seven bir insana olan etkisinden bahsedeyim. Bahsi geçen kişi ben olduğum için sanırım önce biraz kendimden bahsetmek zorundayım;

Ben arkadaşım, çok sevilen biri olmak istemedim hiç. İnsanların sevdiği insan tipine benzemek için çabalamadım. Olduğum gibi nasılsam, az da olsa öyle sevilmek istedim. Mesela ilkokulda karnemde notlarla oynayıp ailemi kandırayımcılık, önceki yıllardan kalan belgelerimi diğer yıllarda karneme yapıştırayımcılık, beni sevsinlercilik yapmadım hiç. Anlarlarsa diye korktum önceleri, sonra; “Böyle de sever onlar beni.” dedim. Öyle pahalı, süslü, yeni moda, marka hediyeler almadım sevdiklerime. Ama sevdiğim insanın da isteyebileceği en güzel şeyi buldum sanırım hep. Bulurdum yani eskiden yahut bulurmuşum, öyle derlerdi. Lise yıllarında son elli liramı site bekçisine verdim. Balkonunda satmak için biriktirdiği şişelerin kapaklarını toplayıp hatun kişisine ulaştırmaktı amacım. Saatlerce debelendim şişelerin içinde. İnsanlıktan zerre nasibini almamış olabilirim, kınayabilirsiniz hatta beni. Fakat o bin adet şişe kapağıyla mutlu edeceğim bir engelli vatandaş düşüncesi, hatun kişisinin yüzündeki o gülümseme kadar etkileyemedi beni. Farklı bir hatun kişisi için gece saat dörtte denize atladım, iskelenin altına girdim. Önceden sipariş verip aldığım ve akşamından iskelenin altına bağladığım zeytinyağı şişesini çıkardım. İçinde içimden gelen her şey yazılıydı. Okudu, sarıldık, biraz ağlaştık…

Tüm bu hikayelerin sonunu sorarsanız bana; hayal kırıklığı diyebilirim size. Ben neler düşünmüştüm, başıma neler geldi. Kişiliğim ve doğam gereği ince bir insan olduğumu anladım. Böyle bir kişilik sahibi olmanın gereği ise üç hamle sonrasını görmeye çalışmak ve belki bundan on sene sonrasıyla ilgili planlar yapmak olduğunu ezberlettim kendime. Ve bu kadar ince olduğum için de o kadar kolay kırılacağımı anladım yıllar boyu. Bunu sorarsanız ben anlatırım, sormazsanız da küllükteki izmaritlerden ve mutfaktaki içki boşlarından anlayabilirsiniz. Alkol ve sigara, gerisi doldurulmayı bekleyen kağıtlar ve müzik. Bu, aslında tüm bu; “Biz büyüdük ve kirlendi dünya.” yahut “Beni kimse anlamıyor.” isyanı değil fakat benim üzüldüğüm ve sevindiğim durumları anlayacak kafada kimse yok çevremde. Geldik mi yine “Kalabalıklar içinde yalnızım.” ergenliğine. Hayır arkadaşım!

Ben, hayal kurmayı çok severim. Olmayacak şeyler kurmam zira üzülmeyi pek sevmem sonunda. Çünkü hayalini kurduğum şey olmazsa, zaten olmuş da kaybetmişim gibi karalar bağlarım. Sırası gelsin diye yaşam boyu beklediğimiz o “Tek gün” var ya hani, işte onun hayalini kurarım sürekli ben. Ailemle huzurlu bir gün mesela, en yakın arkadaşımla gıybet, köpeğimle vakit geçirmek, sevilen kişiyle sahil kenarında bir gün. Bunlardan en büyük ve olması en zor olanını geçtiğimiz aylarda kurdum ben. Ve sonuç olarak şu dakikada dünyanın en güzel kelimelerini getirsem yan yana koysam, yaşadığım hayal kırıklığını anlatabileceğime inanmıyorum. Hiçbir şeyin hayal kırıklığını anlatabileceğine inanmıyorum artık.

Hayat;
Reçelli ekmeğin yere düşmesi, son sigaranın ıslanması, yorucu cuma gününe ek mesai eklenmesi gibi bazen. Bazen hayat birebir mantarsız pizza, şekerli Türk kahvesi ve son ses açılmış müzik gibi anlamsız.

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...