Kovalarken Gidenleri

Gece Gündüz
A A

Bugün Ankaraʼnın başka bir varoş mahallesinde, izbe bir apartmanın güneş görmeyen, nispeten yer altında bulunan bir dairesinde açtık gözümüzü. “Gidenleri Kovalamak” temalı geceyi kendine mezar etmiş birtakım kadın ve erkeğin toplandığı bu ev, aynı zamanda koşarken yorulduğumda dinlenmeye çekildiğim yerdi benim. Ara sıra nerede olduğumuzun mu yoksa nerede olmadığımızın mı daha önemli olduğu konusunda anlaşmazlıklara düşsek de işte buradaydık. Hepimiz, hayatımız boyunca birtakım gidenler, terk edenler, arkasına bile bakmayanlar gibi insafsızlarca yüz üstü bırakılmışızdır. İşte biz de o gece, gidenlerimizi kovalamayı planlamıştık. Gidenlerin arkasından bir kova su boşaltmak…

Önce birisi babasının gittiğini anlattı, başka biri çıktı eski sevgilisinden bahsetti. Kimi anneannesinin -arkadaşa sorarsak zamansız bir şekilde- doksan sekiz yaşında hayata gözlerini yumduğundan söz etti. Biz, Cenk Abiʼnin elli milyon kuruşa sattığı kovalara su doldurup hepsini bir bir uğurladık. Gecenin ilerleyen saatlerinde nispeten muhalif bir arkadaş, geri gelmesini istemediğimiz insanın arkasından neden kova kova su döktüğümüzü sorgulamaya başladı. Bak işte bunu hiç düşünmemiştik. Fakat saat hayli ilerlemişti ve biz, gerçeklik kavramını kaybetmeye çok yakındık. Öyle ki insanın atomdan mı yahut pikselden mi oluştuğunu tartıştığımız sırada birisi, kendine göre sağlam bir argümanla gelip bize dünyanın düz olduğunu kanıtlamaya çalışsa inanacak vaziyetteydik. Bu gerçeklik kavramı olayını da hayli sevmiştim o gece. Zira yükseklik kavramını da sevmiştim zamanında. Bir ara da bir kadın sevmiştim ama neyse; konumuz başka… İnsan, yukarıya doğru çıkarken bir yerden sonra ne kadar yüksekte olduğunu fark etmezmiş. Bize de olan buydu. İlerleyen zamanla birlikte bazı arkadaşlar irtifa kaybı yaşadı; insanları kovalamaktan bitap düşen bazı kimselerin kabin basıncı düşerek koltuk kenarlarında sızıp kaldılar. Peki, insan neydi? İnsan, sağa sola çarpmadan bir yerlere yetişmeye çalışan bir uçaktı ve bu yolda türlü türbülanslara girebilirdi. Tek önemli olan zaferdi ve zafere giden yolda her şey mübahtı. Peki, muhtaç olduğumuz kudret? Pek tabii onu da kırmızı reçetelerde arayabilirdik.

Kendi hayatlarını idame ettirme fırsatı verilmiş bir grup insan; bölünmüşlüklerinden ötürü yiyecekleri yemek için dahi ortak bir karar veremiyor, ne kadar yazık. İnsan, zalim ve insafsız olduğu kadar acınası ve güçsüz. Sonrasında sevmesi ve sevebilmesi gibi donanımlar bekleniyor. Söylemediği yalanı bile unutan insanlar tanıdıkça sadakat ve dürüstlük gibi kavramlardan bahsetmiyorum bile. Peki, ya erdem? Tam olarak erdem ne demek? Ah bir de bu kavramların gerekliliklerini tam anlamıyla yerine getiriyormuş gibi insana yakıştırıp birer isim yapmışız; ne acı, ne acı. Sadık, Erdem… Komik olansa insana isminin henüz doğmadan veriliyor olması. Bu mantıkla oğlana dedesinin ismini koymak gayet makul. Şayet yeni tanıştığımız bir insana “İsminin anlamı nedir?” gibi sorular sormuyorsak kendimizi bu ikilemin dışında tutabiliriz. Zira isim, bizim için sadece seslenmeye yarayan bir aygıttır. Değilse; yeni tanıdığımız bir insanın ismi bizim için sadece “Çıkar” olmalıdır bana sorarsanız. Hepimiz öyle yapmıyor muyuz? Yeni bir insan, ancak ve ancak çıkarlarımızla örtüşüyorsa girebilir hayatımıza.

Eskiler “Sorgulamamız gerek!” derken bu denli derin bir seviyede anlam merakına düşmemiz gerektiğini kastetmiyordu sanırım. İsmin anlamı, hayatın anlamı, dövmenin anlamı… Her şey, herkes için ayrı anlamlara gelebiliyor. Herkesin doğrusu, aynı hayat çizgisinde kesişmiyor zira. Seni mutlu eden olayın, diğerini üzebildiği gibi; seni, kendi hayatını sorgulamaya iten olay ise bir diğerinin pek de umurunda olmuyor. İşte bunu fark etmek, böyle bir durumun nasıl olabileceğini sorgulamayı tetikliyor. Fakat oluyor işte. İnsanın, bunu fark etmesine rağmen kabullenmediği zaman ise çıkmaz başlıyor. Bir yandan hayatına devam ederken kendini, psikolojik olarak da bu çıkmazdan kurtarmaya çalışıyor. Durum bu raddeye gelince bazı takviyeler almak da elzem oluyor. İnsana sorsan kafasını dağıtması gerektiğini, zamanı bir şekilde geçirmesi gerektiğini söylüyor. Kimisi aldığı ilaçlar ve uyuşturucuların yanına bir de hobi ekliyor. Spor salonlarına gidiyor birisi, diğeri bilgisayar oyunlarına bırakmış kendisini; öteki tarafta kenarda bir şeyler karalamakla meşgul, siyah giymiş adam… İşte o siyah giymiş adamın arkasından dökülen kovalarla sorguluyor insanlar: “O kadar da derdi yoktu aslında, neden böyle bir şey yaptı ki?”

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...