Kırık Ayna

Gece Gündüz
A A

Kırık Ayna

Çok iyi tanıdığınız ve her adı geçtiğinde “Ah be adam!” diyerek acıdığınız adamın hikayesi bu. Kadın için de çok üzülürsünüz, eminim. Yaşananlar her iki taraf için de bir insanın kaldıramayacağı şeyler listesinde en tepede. Günümüz koşullarında, Berke Can’ın yan masadaki kıza bakması, Burak’ın sizi aldatması yahut Pelin’in mesajlarınıza geç cevap vermesi tarzı dertlerinizden bir kademe uzakta yaşanan bir ilişki sorununun belki de kişisel bir sorunun hikayesi.

Adamla yolumuz Ankara’da kesişmişti. Aslında bu adam böyle bir durumu yaşamanın, bu durumdaki bir kadına aşık olmanın ne kadar zor olduğunun canlı kanıtı. Merak etmeyin “Bu durum” derken kastettiğimi ilerleyen satırlarda anlayacaksınız. Zira bir cümle içinde bodoslama anlatabileceğimi sanmıyorum.

Adam ailesinden kaçmış, okumaya Ankara’ya gelmiş, renkli gözlü, çelimsiz bir tip. Yalnız bir birey olarak yaşayabileceğini kanıtlamak için kaçtığı babası bir alkolik, annesi “Aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın” ayarında. Abla tıpkı şu an onun yaptığı gibi yapmış, almış başını başka şehirde kurmuş hayatını. Çok severmiş ablasını aslında. O geceye kadar bu kadar yakından tanımıyordum tabii kendisini.

Dışarıdan baktığınızda her şey güzel gidiyordu bu adamın hayatında. Biriyle birlikteydi, mutluydu yani adam. Muhabbete oturduğunda çok konuşmasa da dinlerdi karşısındakini. Bir müddet sonra çöküşünü izledik biz bu adamın. “Neyin var ?” diye sorana; “Yorgunum abi”ler, “Uyku girmiyor gözüme”ler. Kanını çeken bir şey vardı sanki hayatında. Hatta kanını çeken şey en yakınındakiymiş gibi bir hali vardı. Bir müddet sonra da kayboldu zaten bu adam ortalardan, gitti. Ne sosyal medya ne telefon ne ev… Ulaşamıyorsun yani adama. Haliyle biz de zamanla unuttuk bu adamı ve bu adamı tanıdığımızı.

Uzun bir süre sonra, hiç unutmuyorum o geceyi, ilk defa taksiciler laf atmıştı bana. Gece saat üç, kokoreç satan amca bir yandan, taksiciler bir yandan sesleniyor. Benim kafam bambaşka bir şeye sıkkın, atmışım kendimi sokağa. Ankara Bahçeli’de ara sokağın birindeyim. Işığın altında gördüm o adamı. Saçı sakala karışmış, o adamdı, fakat zor tanıdım. Seslendim, gözleri doldu. Iğıl ığıl yere kaçırdı gözlerini, bir şeyler fısıldadıktan sonra yanıma geldi; “Gel, bir şeyler içelim.” dedi. Kabul ettim tabii, ne oldu, nedir, merak ediyorum. Oturduk eve yakın gececi kahvesi tarzı bir yere. Pazar arabasında en alta atılmış domates tadında bir demlik çay ve ikişer paket de sigara içtik konuşurken. “Çok sevdim!” diye başladı konuşmaya. “En güzel onunla seviştim, en güzel zamanlarımdı.” deyip durdu. Sordum sonra “Neden?” diye. Ne oldu?

O önünde durduğum ev, ilk kez birlikte olduğumuz ev. Ben de bir şeyler yaşadım hayatım boyunca, bir şeylerden kaçtım arkama bakmadan. Bu süreçte sevgi nedir, acıma nedir ayırt etmesini öğrendim. Lakin böyle bir şey yaşamamıştım daha önce… İlk kez birlikte olduğumuzda, bu evde ağlamıştı deliler gibi. Korktum, yanlış bir şey mi yaptım diye, acabalar beynimi yedi. Sorduğum sorular cevapsız kaldı, hiç ses çıkmadı. Dönüp uyuduk o gece. Bir gece daha aynı durum, ertesi gece ve ondan sonraki gece de aynı vaziyet. Ağlamaların ardı arkası kesilmiyor. O kadar üzüldüğümü görünce dayanamadı en sonunda, anlattı. Yaşı henüz on yedi, kız öğrenci yurdu. Yer bağnaz ve yobaz bir memleket, hikayedeki küfürlerin tek adresi; yurt oda arkadaşının sevgilisi. Gecenin karanlığında sızmış odaya. Yetkililer, bizzat adamın kız arkadaşı olaydan bir haber. Zaten elini kolunu sallayarak girip çıkarmış adam yurt ortamına. Kim bilir kaçıncı, kim bilir böyle böyle alıştık bu durumlara ve bu durumları zamanla unutmaya. Ama ben unutamayacağım bir ilişkiye başladım işte o gece. Belki de henüz o on yedi yaşındayken. Anlayabileceğin üzere hikayenin sonu malum…

-Bunları bu kadar sakin ve eksik cümlelerle anlatmadı, bir çoğunu kesmiş olabilirim, zira kullandığı dili buraya nakletmek istemedim.

İlk başlarda benim için bir sakınca oluşturmadığını düşündüm bu olayın. Zira cinsel hayat benim için o kadar da önemli değildi. Hal böyleyken cinsel hayatından vazgeçmiş bir adam konumuna geldim, çok da umurumda değilken. Fakat onun bu durumunun benim başıma açacağı zorlukları zamanla öğrenecektim. Bu arada sakın büyük bir fedakarlık gösterdiğimi düşünmeyesin, sen onun gösterdiği fedakarlığı bir düşünsene. Tekrar bir erkekle aynı yatakta bile durmak ne demek onun için…

Anne ve baba ayrı. Olay olduğunu bilmelerine rağmen bu kıza destek çıkan kimse yok. Doğal olarak da zamanla kayış atmış hatunun. Babayı tanıdım, iyi biriydi fakat o zamanlar o da kendi hayat maratonunda arka sıralarda yer almaktaymış. Anne, Türk dizilerinin en itici kaynanasının anne versiyonu. Sorarsan sever ama kızını, hastalanmasın diye her şeyi yapar, hastalanırsa hemen çorba yetiştirir. Hal böyle olunca bu kadın kendine bakmış yıllarca, anlayacağın tek başınaymış…

Bu kadın bunları yaşadıktan sonra erkek ırkından soğumuş. Uzun bir süre kimseyle bir birlikteliği olmamış. Kadınlar onun için bir kaçış noktası haline gelmiş ve bir süre bu tarz ilişkileri olmuş. Ondan çok uzun bir süre sonra, çok ufak bir yüzde hesabıyla da olsa erkeklerle arasındaki mesafeyi de aşmış. Fakat hala samimi olmadığı bir erkek ile el temasından bile kaçınır. Bir süre sonra benimle tanışmış, bundan sonrasını sen de biliyorsun zaten…

Her şey iyi gidiyordu aslında, cinsel hayatımız yoka yakın. Bunu dert etmeyen bir adam, kendine yediremeyen bir kadın vardı son zamanlarda. Ayrılmak için getirdiği son argümanlardan biriydi zaten bu durum; “Neden tenine dokunup, hissedebileceğin dünya kadar kadın varken bende takılı kalasın ?”

Ama anlaşılmayan bir konu vardı işte. İnsanlar neden karşısındaki insanların istediği şeyler dinlemek yerine, isteyebileceği şeyleri tahmin etmeye çalışır? Birbirimizi dinlesek kimsenin bir sorunu kalmayacak aslında, haksız mıyım? Bu durum gibi defalarca söylememe rağmen o da anlamamıştı; benim, dünyanın en güzel bedenine sahip olmaktansa, onun göğsümde uyumasını izlememeyi tercih ettiğimi.

Biz uzun bir süre birlikte olmadık. Ben yanında olmaya çalıştım hep, bir şekilde toparladı kendisini diye düşündüm, düşündük. Fakat bir kere kırılan kadının toparlanması çok zor oluyor. Genel olarak psikoloji yerlerde. Normal hayatımızdaydık sanki. Korkuyor muydum? Korku iliklerime işlemişti artık. Ya tekrar olursa? Ya ben bir şey yaparsam? Diye düşünmekten ciğerim makarna süzgeci, deli gibi de aşığım.

Adam nereden baksanız bir saat daha kendi aralarındaki sorunları, hatalarını, yani ilişkilerini anlattı. Ben konudan sapmamak adına bunları bir kenara bırakıyorum.

Adam ortalardan kaybolmasının nedenini bu ilişkinin bitmesine bağlıyor. Anlattığına göre kadının seneler önce yaşadığı bu olay kadının psikolojisini zorlamış, bir şekilde sıkıntıya dönüşmüş. Ayrıldıktan sonra da psikiyatr görüşmeleri vesaire… Toplanamamışlar hiç. Kadın kafasını toplamak için çeşitli aktivitelere katılmış. Adamsa o mutlu olsun diye ne gerekiyorsa yapmış. Koşmuş mu peşinden? Koşmuş tabii… Ama kendine gelsin bu kadın diye de her şeyi yapmış. Artık kadın biraz daha mutluymuş, onu hissedebiliyormuş konuşmalarında, gözlerinde. Fakat artık baktığı gözlerde kendisinden zerre iz kalmadığını anlamış. Aynaya baktığındaysa bir yerlere koşuşturmaktan kendi ömrünü tükettiğini anlamış. Kendi hayat zevki, kendi eğlencesi hatta kendine öz bir hobisi bile kalmamış adamın. Ben de o zaman anladım neden o saatte o sokakta, orada olduğunu. Çok geçmeden kendisi anlattı zaten. Kendisini unuttuğunu, hayatı kaçırdığını, oraya da artık o kadını azat etmeye gittiğini söyledi. Fısıldadığı şey oymuş meğer gözleri dolu, yere bakarken.

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...