Kadraj İçi

Gece Gündüz
A A

Kadraj İçi

Selam, ben elli beşlik bir adet emekli Bülent. Hayattan zevk almak adına otuz sene önce kadar bir fotoğraf makinesi edinmiş amatör bir yalnız. Yıllardır düzenli olarak Ege denizi kıyısında bulunan bir  otele tatile giderim, özellikle Eylül ayında. En temiz arka plan denizdir çünkü bana sorarsanız. Her yıl aynı otele gittiğim için düzinelerce insan, tonlarca hikâye biriktirdim orasıyla ilgili. Her gittiğim sene ya birisi eksilir yerini başkası alır yahut çalışan olarak tanıdığım adam patron oluverir yahut tam tersi. İzin verin dün sabah posta kutumda bulduğum fotoğrafları size biraz açıklayayım. Zira o otelde hayatıma eklediğim hikâyelerin en güzelinin kompozisyonudur birisi. Karede; bir adam ve bir kadın. Kadın cankurtaran kulübesinde oturuyor, adam ayakta. Birbirlerinin güneş gözlüklerinin ardındaki güzel gözlerinden hissettiklerini anlamaya çalışıyorlar sanki. Arka planda biraz sahile vuran dalgalar, palmiye ağaçlarının yeşil ve kahveye çalan renkleri. Ve o ikisinin gram umurunda olmayan otel kalabalığı. Kıpkırmızı bir cankurtaran kulübesi, dümdüz kıpkırmızı bir bayrak üstlerinde. Karenin en altında tarih var; bundan on sene kadar önce Eylül’ün tam ortası.

Bu kareyi yakalamadan bir saat öncesine dönmem lazım sanırım. Her gün yaptığım gibi otelin açık ve yağlı büfesinden kendime en sağlıklı ve hafif olan yiyecekleri seçip mideme yuvarladıktan sonra plajdaki yerime doğru yola koyuldum. Günlük ritüelim; tanıdığım barmenler, cankurtaranlar, fotoğrafçılar, plaj görevlileri… bunların hepsine selam verip, iki lafın belini kırmak. Plaja geldiğimdeyse ufak bir kulübede oturan Ayaz karşılar beni her gün. Önceki senelerde deniz üzerinde birkaç fotoğrafını çekip ona gönderdiğim olmuştu hatta. Fakat o gün nedense dikkati çok farklı bir yere yönelmiş ve başka bir şeyi görecek gibi değil. Benim baktığım yerden tam olarak “boşluğa” bakıp otel müşterilerine tatlı tatlı gülümsüyor gibi. Fark etmem biraz zaman alsa da baktığı yönde, cankurtaran kulübesinde oturan Çiçek’i gördüm. O da garip, tatlı bir şekilde tebessüm halindeydi. Bu durum on beş dakika kadar sürdü, Ayaz beni ve benim durumu fark ettiğimi anladı, kızardı. Kahve almaya gidiyorum bir şey ister misin Bülent abi? diyerek uzaklaştı. Kahve almak için gittiği barın dönüşünde Çiçek’in yanına gitti. Zira fotoğrafı da o anda yakalamış bulundum. Fotoğrafı çekerken Ayaz beni yine yakalamış ki direk yanıma geldi, oturdu. Bütün olayı, Çiçek ile aralarında geçenleri anlattı. Çok sevindim, bana soran olsa mükemmel bir kompozisyon yarattığımı düşünüyordum. Ayaz ise fotoğrafları isteyip, daha sonra silmemi istedi benden. Bir saat kadar devam eden konuşmamızın ardından iş yerindeki son günü olduğunu ve ertesi gün orda olmayacaklarını öğrendim, kış için güzel planları olduğunu, üniversitenin son senesi için Ankara’ya döneceğinden bahsetti. Hatta espri olsun diye “ne olacaksın mezun olunca?” diye sorduğumda; “hayırlısı bakalım Bülent abi” deyip geçiştirdi. Ne güzel laftır, ne güzel kaçış: “Hayırlısı!”.

İlerleyen senelerde Ayaz’ı o otelde hiç bulamadım. Arkadaşlarına sordum, yaşayıp yaşamadığını bile bilmediklerini, sanki her şeyi toplayıp başka bir yere gittiğini, hayatında bazı sert virajlardan döndüğünü, bazılarından dönemediğini anlattılar bana. Üzüldüm, aklımda Çiçek’le bir şeyler yaşayıp sonrasında kaybedip hayatını mahvetmiş olabileceği geldi. Yine de elimden gelen bir şey yoktu.

Fakat bugün posta kutumda bulduğum bu fotoğraflar her şeyi netleştirdi. Fotoğraflardan bir tanesi benim yakaladığım kareydi. Diğeriyse günümüzde çekilmişti. Tanımak zor olsa da onlardı; Ayaz ve Çiçek. Bir evin bahçesindeler, yerde en fazla dört, beş yaşlarında bir çocuk. Fotoğrafların arkasında beş altı cümlelik bir yazı;

“Bülent abi!

Ben hayatın boyunca yakaladığın en güzel fotoğrafı aldım ve bu hale getirdim. Sanırım bu; bundan sonra yakalayamayacağın kadar güzel bir kompozisyon olmuştur senin için. Adresini çok zor buldum. Umarım eline ulaşır !

Ayaz.”

Onlara ulaşabileceğim birkaç da adres yazmışlar. O an için dünyanın en mutlu insanıydım sanırım. Kahvemi yaptım, bir de sigara ateşledim yanına. O günleri tekrar düşünmeye koyuldum. O son gün Ayaz konu fotoğraftan çıktığında kendinden bahsetmişti bana biraz. Sırf içini rahatlatmak adına yazarmış köşelere çocukluğundan beri. Hatta ders kitaplarından birine yazdığı bir söz sonucu “intihara meyilli” damgası vurulup müdüre, sonrasında rehberlik servisine gönderilmiş. Ve hatta rehber öğretmene verdiği cevaplardan dolayı, ailesine psikoloğa görünmesi tavsiye edilmiş.

Yani yazmayı çok severmiş kendisi:

“Gerçek, kurgu, hikaye… Kafam dolu olduğunda yazmaya bayılıyorum be abi! Çalışıyor olmasam şuanda, gider ilerdeki çocuklu çiftin hikayesini otel müdürünün ağzından yazmak isterdim, bu da senin mükemmel ve alt metni olan bir kompozisyon yakalamak istemenle aynı şey sayılabilir.”

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...