Gözdelere Gidiyoruz

Gece Gündüz
A A

Ruhumu henüz eşyaya satmadığım zamanlardı. Hem sekiz yaşında bir çocuk, mobilyalarla nasıl içli dışlı olsundu… Neyse… O cümleyi duymak, beni “Oğlum yemek hazır.” cümlesinden daha çok mutlu ediyordu ve hatta “Hadi sokakta maç yapalım.” cümlesiyle de kafa kafaya yarışırdı: “Oğlum, hadi kalk, Gözdelere gidiyoruz.” Bendeyse hemen ne yapacağını bilemeyen, hazırlıksız bir hazırlanma hâli… Annemler giyinene kadar binerdim arabaya. Aile dostumuzdu Birolduk Ailesi; ta ki bugüne kadar…

Saçları sapsarıydı Gözde’nin, gözleri yeşil; güldüğünde içinde uyumak isteyeceğiniz gamzeleri belirirdi. Oyuncaklarının içinde kaybederdim kendimi; istediğimi bulamayınca Gözde, üzülürdüm. Yine de olmak istediğim yerdi orası; belki de o, bazen bizim orada olmamızı istemiyorduysa bile… Bir gün yine onlara gittiğimizde Gözde’nin, odasının kapısına “Odamda Uyulması Gereken Kurallar!” diye bir kâğıt astığını gördüm. Üzerinde dinsel yahut ahlaki kurallar olduğunu zannetmiyor olsam da Gözde, benim onları okumama gerek olmadığını söyleyip odasına almıştı bile beni. O yaşlarda; gece arabaya bindirilip sabah evimde, sıcak yatağımda uyandığım mutlu günlerimdi Birolduk Ailesi ziyaretlerimiz. Yani haftanın bir günü de olsa Gözdeler, olmak istediğim yerdi.

Yaşlarımız büyüdü… Liseye başladık; o benden bir sene önce, ben ondan bir sene sonra… Bu süre zarfında ben, Gözde’nin kuzenine âşık oldum yahut öyle sandım. Aynı süre içerisinde âşık olduğum kuzeninin kardeşi de bana âşık olmuş yahut öyle sanmış. Biz Gözde ile kuzeni hakkında fısır fısır ve gizli gizli konuşurken bana âşık olan kuzeninin kardeşi yahut ablası olmayan, diğer bir kuzenine yakalandık. O da bizi Gözde ile aşka düştük sansın mı? Olaylar çığırından çıkacaktı ki o da benim kuzenime sevdalandığından bahsetmeye başladı. Olaylar çığırından çıkmakla kalmayıp boyumuzu aşmıştı. O gün hemen oradan ayrıldık.

İlerleyen süreçte Gözde aldatıldı; ben ve okuldan bir ekip yani biz, aldatan çocuğu dövmek üzere okuluna gittik. Nasıl olduğunu tam hatırlamıyorum fakat kavga etmeden döndük. Okuldan uzaklaşırken de gözümü kapıya çarpmışım, iki hafta mor gözle gezdim. Mor gözle gezdiğim bu süre zarfında biz de görüşmedik zaten.

Yaşlarımız iyice büyüdü. Gözde, yaşından büyük insanlarla gezerken ben, boyumdan büyük işlerle uğraşmaktaydım. Bir şekilde yollarımız ayrıldı, nasıl olduğunu anlamadık. Artık aile ziyaretlerine ne ben ne de o katılıyordu. Fakat aramızda bir küslük olduğu için değildi. Bugün, hâlihazırda 26 ve 27 yaşlarında iki yetişkiniz. Hâlâ denk geldiğimizde oturup kitaplardan, filmlerden konuşabilecek düzeydeyiz. Bugüne kadar gelen ve birbirimize sevgi yahut farklı bir his barındırdığımızdan bahsetmediğim Gözde ile hikâyemiz buraya kadar. Sırada bugünden sonrası var…

Gözde ile görüşmediğimiz süreçte rahatlıkla “Sevmiştim.” diyebileceğim insanlar geçti hayatımdan. Biriyle evde oturur teknolojik oyuncaklarımıza bakarak saatler geçirirdik. Diziler, filmler, türlü videolar, sesli tiyatrolar… Birisiyle saatlerce kafamızı kaldırmadığımız oyuncaklarımız vardı; birleştirince hepsini, bir kütüphane çıkmıştı ortaya. Cinayet romanlarıyla başlayıp varoluş sancılarıyla biten bir kütüphane. Sonuncusuyla çok gezmiştik. Nereye gittiğimiz değil, birlikte olmaktı önemli olan. İzmir’den çıkmıştık yola; Salda Gölü, Kelebekler Vadisi, Doğu Ekspresi ve Doğu Karadeniz üzerinden İstanbul’a dönmüştük. Kireçburnu’nda gemilere el sallamayı düşünüyorduk ki tüm bu seyahatin mutluluğuna, popüler olanın iticiliği engel olmuştu. Ve tabii sonuncu sevgilim, eski sevgilisiyle barışmış olduğu için onsuz yapmak durumunda kalmıştım tüm bu seyahatleri. Tahmin edebileceğiniz gibi; birileri Yaşar Kemal’in Çukurova’yı betimlediği gibi anlatırken gezdiğimiz bu yerleri, bense yatağımda bir Albert Camus kitabıyla gözlerimi açmıştım. Tabii uyanıp arkadaşın yanımda olmadığını görünce de çakırdikenleri batan suretim ile birlikte kahvaltımı, ölmez otu eşliğinde yapacaktım. Birden kahvaltıma dâhil olan Birolduk Ailesi dikkatimi çekti o gün. Zira ne Gözde artık çocukluk arkadaşımdı ne de Birolduk Ailesi aile dostumuz.

Sizin çocukluk aşkınız nasıl başlar, ne zaman isim koydunuz çocukluk aşkınıza bilmiyorum. Belki masum bir beş yaş öpücüğü, belki bir el tutuşmak yahut çok tehlikeli bir arıdan onu korumak… Fakat ben, yirmi altı yaşımda anladım. Belki de bugün, olmak istediğim yere “aşk” adını vermemin altında yatan sebep, Gözde ile birebir yaşadıklarımızdır. Hâlâ zaman geçirmek ve kendimize ortak bir şeyler katabilmek adına birlikte olduğum insanlarla bazı oyuncaklar arıyorum; kitap, film vesaire… “Oyuncağımız da yoksa hayallerimiz var…” diyorum. Onların da sonu, tek başınayken hep Abdi Ağa…

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...