Fikret ve Feyyaz Abi – Mutlu Bir Son

Gece Gündüz
A A

Fikret ve Feyyaz Abi – Mutlu Bir Son

Feyyaz Abi, artık yeni bir güne uyanmak istemiyorum. Uyanma o zaman evladım. Seni bir daha görebilecek miyim peki? Hiç sanmıyorum. O zaman elveda Feyyaz Abi!

“İzmir’in yerlisi, turizmci İsmail Eski’nin oğlu Fikret Eski, hakkın rahmetine kavuşmuştur.” diyecekti imam o gün; İsmail’in, Fikret için ömrü boyu çabalamadığı kadar çabalamasına rağmen demedi.

Ev kalabalık, perdeler sonuna kadar açık. O güne kadar içerisinde neler yaşandığını kimsenin bilmediği ev, o gün ücretsiz açık hava halk konserleri gibiydi. İsmail, bir komşularına koşuyor, bir karısına, bir bakkal Mesut’a:

“Hayır, benim oğlumun ayağı kaydı, balkondan düştü. Neden inanmıyorsunuz bana? Benim oğlum hiçbir zaman… Sus be kadın! Ee tabi üçüncü kat olunca, bir de kafasının üstüne düşünce oracıkta hayatını kaybetti, ah zavallı oğlum benim. Ne içkisi be kadın, sus Allah rızası için! Allah’ın merhameti oğlumun yanında olsun! Yemin ederim, ben gördüm! Gözlerimle gördüm oğlumun can verişini. Bir baba için daha büyük bir acı olabilir mi? Acım çok büyük. Yalan, iftira, Allah’ım sen bana sabır ihsan eyle…”

Annesi, Rüya Eski. Ne yazık, saf sevgisini nefrete döndürmüş içerisinde. Belki de Fikret, baştan beri o nefreti aramıştı annesinde. Hiç değilse saf sevginin bu kadar fazlası çok gelmişti ona. Biraz çıtkırıldım yetişmişti bu yüzden Fikret. Ölünün arkasından konuşmayalım şimdi. Rüya Eski hakkında konuşalım. Çünkü o yaşıyor ve yaşayan herkes bize bir sorumluluk yükler. Siz yapabilir misiniz bunu? Yani yaşayan bir insan hakkında konuşmayı… Gidenlerden bahsetmek kolaydır, zira ne bir sorumluluk bırakırlar arkalarında ne de bir yük. Borcun dahi varsa, unut gitsin. Peki ya kalanlar? İşte onlar öyle değildir. Rüya Eski, nefretini oğlunun üzerindeki hakkını “helal” etmeyerek çıkartıyordu:

“Sevgisini mi eksik ettik yoksa cebindeki parasını mı? Yemedik yedirdik, içmedik içirdik. Biz bunu hak etmedik! Nedir canım babası günde iki şişe içki içiyorsa? Bir karışma bey! Ne olur ben de hayatımız boyunca kenara çekildiysem? Hem yoruldum artık ben bunları konuşmaktan, kavga etmekten. Ama hayatına kıyacak ne vardı ki? Ne bağırıyorsun bey! Yalan mı? Kılınmasın cenaze namazı! Bize bu yaşadıklarımızı reva görüyorsa, o da bunu hak ediyor demektir. Hem ne diyor ayette?”

“Kendini boğarak öldüren kimse, Cehennem için boğmuş olur. Kendini vuran kimse Cehennem için vurmuş olur.” diyordu ayette. Yani dine göre intihar, çok büyük bir günahtı. Hiç değilse evde zor tutulan milyonların dinine göre… Fakat Fikret’in inandığı şeyler farklıydı, kimse onu dinlemedi yahut anlamaya çalışmadı. Fikret, esnemenin bulaşıcı olduğuna inanıyordu. “Eden bulur.” derdi o, karmaya inanıyordu. Çalıştığı otelde, 12:00 ve 14:00 saatleri arasında sahilde oturmaya bayılırdı. Zira o saatlerde otel müşterileri yemeğe çekilir, su kaydırakları kapanır, müzik kutuları kenara kaldırılırdı. Fikret, dinini bu derin sessizlikte yaşamayı severdi.

İlerleyen saatlerde, Fikret’e zamanında “Borcun olsun, sonra verirsin.” demiş bulunan adamlar belirdi sırayla. Aman yanlış anlamayasınız, asli amaçları taziyelerini sunmaktı. Taziyelerini sundular fakat gitmediler, kalabalığın dağılmasını beklediler. Bu süreçte Fikret’in zamanında “Borcun olsun, sonra verirsin.” demiş bulunduğu adamlardan hiçbir iz yoktu. Fikret’e sorarsan gelirlerdi muhakkak. Siz Fikret’e soramadınız belki ama işleri çıkmış olacak ki gelmediler.

Bir bir Fikret’in arkadaş dediği insanlar geldi. Taziyelerini sunarken Eşya’yı tek tek gözden geçirdiler. Özellikle annesi Rüya Eski’nin evde görmek istemediği bu eşyalar bütünü, ihtiyaç sahiplerine ulaşmalıydı. E tabii içlerinde kendilerinin kullanabileceği malzemeler bulunurdu. Aman yanlış anlamayasınız, hatıra mahiyetinde!

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...