Fikret Umutsuzluklar Diyarında

Gece Gündüz
A A

Fikret Umutsuzluklar Diyarında

Telefonunu başucuna koydu Fikret ve beklemeye koyuldu. Evi uzun zaman sonra, sırf o çalacak telefonun sesini duysun diye ölümüne sessizdi. Dolabın fişini çekti, rüzgârın sesini duymamak adına tüm kapıları kapattı. Telefonu duymasına engel olmamalıydı hiçbir şey. Uyuyakalma ihtimaline karşı eline televizyon kumandasını aldı, elini yataktan yere sarkıttı. Olur da uyku bilinçsizliğine düşerse kumanda elinden düşecek ve onu uyandıracaktı. Uyumak, telefonu duymasına engel olmamalıydı. Kumanda olayını da bir kitapta okumuştu; bir bilim adamı yahut filozof, günde yalnızca iki saat uyumak adına yaparmış bu hareketi. Bu bilgi, Fikret’in hayatına bugüne kadar bir şey katmamıştı, bugün kattı.

Bugün Güneş, Fikret için bir bulutun arkasına geçti. Hava buz kesti, bilekleri soğuktan morarmıştı Fikret’in. Güneşin; belki beş dakika, belki beş gün, belki de beş ay boyunca o bulutun arkasından çıkmasını heyecanla beklemeye başladı. Bayraklı koşular vardır olimpiyatlarda. Dakikalarca koşan atletler, ellerindeki bayrakları takım arkadaşlarına teslim ederler sırasıyla. Fikret, hayatının başından beri, içinde bulunduğunu hissettiği koşusunun sonunu bekler gibi bekledi o Güneşi. Sanki o bayrağı teslim etse huzura kavuşacaktı, kavuşamadı. Hiç değilse bugün için.

Fikret beklemeye devam etti, umut biriktirdi içinde. Güneşin, bulutun arkasına geçmesindeki haklılık payını sorguladı. Peki ya kendi hatası var mıydı? O gün bir trafik kazası olmuştu. Her yer kan revan… Çığlıklar yükselip kargaların seslerine karışmıştı. Kimse ölmemişti fakat bir can kaybı daha yaşanmıştı. Arabadan atmıştı kendini güzel kadın. Fakat ufak sıyrıklarla atlattı o. Fikret ise can kayıplarına bir başkasını ekledi. Bir gidenin daha arkasından bakarak el salladı. Ah gidenler! Her zaman bir sebepleri vardı.

Fikret, liseden kalma bilgisiyle, hayatı boyunca Pavlov’un köpeğine olan benzerliğine gülümsedi. Mutlu olmak için hep bir güzel sese, bir mesaja, gelecek bir telefona koşullandırmıştı kendisini. Bugün de öyle olmuştu işte. Bunu takip eden günlerde, o telefonun gelme ihtimalinin daha da düşeceğini biliyordu. O yüzden iyiden iyiye umutsuzluk kapladı odayı. Saat artık gecenin bir yarısıydı. Pavlov’un köpeği aç, Fikret uykusuz kalmıştı. Artık eskisi gibi sabah için zaman ayarlı bombalar kurabilirdi başucuna. Zira onu uyandıracak tatlı bir ses olmayacaktı artık. Fikret’in elinde tek başına anlam ifade etmeyen birtakım fotoğraflar kaldı. Onlara bakarak gülümsedi tekrar Fikret, “Elbet bir gün…” dedi içinden. Belki o telefon çalardı, ertesi gün de çalmadı.

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...