Farzımuhal

Gece Gündüz
A A

Farzımuhal

Aklımdan geçirip küçük kâğıtlara aldığım notları buldu kıyıdan köşeden. “Sen yazar mıydın?” dedi. “Senin mesleğin bu mu?” der gibi değil de daha çok “Sen yazmayı bilir miydin?” der gibiydi. İşte yine olmuştu olan. İncitecek, aşağılayacak bir şey bulurdu her zaman. Kendisi en güzellerini yazardı oysa. Unutulmuş olduğu kadar insanın içini okşayan kelimeleri öyle ustalıkla bir araya getirirdi ki; okuyan gökkuşağında seyahat ettiğini sanırdı. Bu sözler, bu cümleler birer can kaybıydı benim için. Hani kan kaybından gider ya bazıları, işte öyle can kaybından yolcu edeceklerdi beni de günün birinde.

Bir sabah uyandı, beni baştan çıkardı. Tartışmamızın sonucunda kendisi tereyağı gibi üste çıktı. Varsın o hep üstte olsundu; ben altta ezilirim, ben buna alışkın ve bunu hak etmişimdi… Pilav dağının zirvesine yakın buldum kendimi, güneş ensemizi kızartıyor. Her ne kadar yorulsak da sıcak eylül gününde, bu yorgunluk geçici bir süreliğine haz vermekteydi. Sonra o kalktı yürümeye başladı iç çamaşırlarıyla, uzun etmeden de geri geldi. Onun bana doğru süzülüşünü izledim bir süre. İç çamaşırı defilesinde bir manken gibiydi. Sonra mankenlerin arkası geldi. Bir manken bir diğerini izledi fakat bu sefer gelen gideni aratmadı. Bu insanlar mankenlik mesleğini nasıl icra etmekteydi? Futbolcular, sanatçılar binlerce insanın önünde işlerini yapabiliyor, nasıl olabilirdi bu? Benim için imkânsıza yakın. Kalabalık insan toplulukları arasında yürürken bile “Acaba biri izliyor mu? Düzgün mü yürüyorum? Burnumda bir şey var mı? Elbiselerim yırtık yahut kirli mi?” düşünceleri beynimi yerken, bu insanlar nasıl başarabiliyordu üzerlerinde tonlarca göz varken mesleklerini icra etmeyi. Mankenlerinse direkt görevleri buydu, üzerlerinde düzinelerce göz varken düzgün yürüyüp güzel görünmek. Bu kadın kesinlikle manken olmalıydı bana sorarsanız. Tüm mankenleri geçip yatağıma girdi, kulağıma seslendi: “Bir daha istiyorum.” İsterdi tabii. Oysa benim değil bir kere daha, “Ben istiyorum.” deme lüksüm dahi yoktu. Çeşitli akrobatik hareketlerin ardından tekrar üste çıktı tereyağı gibi…

… “İlk seviştiğimiz yeri hatırlıyor musun?” diye sordum, “Hayır.” dedi. Arka arkaya iki can gitti. Ameliyatlı yerime geldi bu sefer. Acaba kediler gibi dokuz canım var mıydı? Bu kaçıncı can kaybı olmuştu bir kere? Ya dokuzu çoktan geçtiysem? Her ölüm sonrası bu arayış neden? Neden her kokuda arıyorum seni? Neden dövmelerin gözümün önünden gitmiyor? Neden tekrar çıkıp gelsen dünyanın en mutlu insanı olacakmışım gibi hissediyorum? Hasta mıyım ben? Sen misin ilacım mesela? İyi gelir misin bu saatten sonra? Babam böyle pasta yapmayı…

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...