Deniz

Gece Gündüz
A A

Deniz

Sonsuz, uçsuz bucaksız. Bir yere bağlı kalamayanların memleketi, yeri geldi mi en mavi gözden daha mavi, yeri geldi mi dünyanın en sinsi yeşili. Bazen kıyıyı döver dalgalarla bazense sessizliği ile çıldırtabilecek kadar sakin. Sevgilinin, biranın, rakının, sigaranın, güzel bir akşam yemeğinin yanına en çok yakışan şeydir ufuk çizgisi, dalganın sesi. Ama bazen durup o dalgaların kıyıları dövmesinin bir sebebi olduğunu düşünüyorum ciddi ciddi.

Bazen sakin, bazen hırçın. Bazen bir sahili yıkıyor, bazen duvarları dövüyor. Deniz, sanki biraz bizi istiyor gibi. Biraz kumu geri istiyor. Hırçınlığını tasma ile bağlanmış bir bekçi köpeğine benzetiyorum bazen, köpüren dalgalar köpeğin ağzından akan salyalar gibi. Hani sanki es kaza parçalasa zincirlerini, hepimizi alacak gibi içine. Belki de tüm olayı bu denizin; bizi geri istemesi, ondan aldığımız kumu geri istemesi. Dediği gibi Erkan Can’ın, “Deniz kumu önünde sonunda geri alacak” belki. Sanırım bir şeyler kurban etmemiz lazım artık denize. Sevdiklerimizi denize bıraksak, denizde bıraksak mesela onları. Hem de bir deniz kabuğunun yanına, belki de onlarcasının.

Denizin durumu havayla orantılıdır ya hep, ben küçük aklımla denizin sakinliğini de fırtına öncesi sessizlik olarak nitelendiririm. Pusuda bekleyen onurlu düşman. Ki o, içinden martılara gevrek atılan ve nice umutlar barındıran, üzerinde yüzen vapurlara bile düşman.

Boş kaldıkça deniz kenarına oturur keyfimi bira ile cilalarken denizden giden gemileri, bulunduğum şehir İzmir ise vapurları izlerim. En güzelleri, en büyükleri, ara ara ufak olanları geçer önümden ve ben hep içinde geçen hayatları gözümde canlandırmaya çalışırım. Nice ayrılıklar, efsanevi sevdalar belki. Böyle düşününce yine denizin en sevdiklerimi benden aldığını aklımdan geçirmeden edemiyorum. Çünkü benim için; o güzel insanlar o güzel atlara değil, o güzel gemilere binip gittiler. Limanda kalanları hiç düşünmeden hem de. Öyle insanlar bıraktılar ki arkalarında, bir çoğu İsmail Abi oldu başımıza, “o gemi bir gün gelecek” diyerek yaşamlarına devam ettiler, bazısı o limanın önünden geçmesin diye yolunu uzattı. Kimisi kangren olmuş bir parmağı keser gibi, bir daha dönmemek üzere yaktı limanları. Onun dışında gidenlerin de hepsinin güle oynaya gittiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Asıl onların içinde en bilinmeyen fırtınalar kopmuştur hep. Hani kimsesiz ve ıssız denizlerde , okyanuslarda patlayan fırtınalar gemileri yutar  ya, hani sadece “gemi batmış” demekle yetiniriz. Ama o fırtınayı kimse bilmez, nasıl olmuştur, o gemi neler yaşamıştır fırtınanın içinde. Yahut fırtına onun içinde. İşte öyle fırtınalara maruz kalmıştır gidenlerin bazıları. Bazılarınınsa bir mil yol gitme isteği yoktur da kaçmak yahut götürülmek zorunda kalmışlardır. İşte onlar gitmektense binlerce deniz kabuğunun yanında bırakılıp ölmeyi tercih ederler aslında.

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...