Bir Üfleyip Acıkmıştı

Gece Gündüz
A A

Polis çıkmıştı sonra önüme, yolumu kesip “Daha ileriye gidemezsin!” demişti bana. Ama o gitmişti. Terk edip gitmişti bir kere, daha ne kadar ileriye gidebilirdi ki?

Bir nedeni olmalı insanın. Nasıl anlatsam bilemiyorum. Eksi on Ankara soğuğunda mesela. Ellerini cebine sokup ısıtmamak için bir nedenin olmalı. Yahut daha güzel bir işte kullanmalısın o elleri. Tutacak, tutunacak bir elin olmalı yani. Yoksa kulaklık kulağında, ellerin şişmiş montunun cebinde, saçın sakala karışmış, kafanda bere… Ne kadar kandırıyor olsan da kendini senin de aradığın değildir o. Bacaklarımda ciddi derecede kas var artık benim bu yürüyüşlerden. Yine de yürüyüşlerin sağlıklı olduğunu savunmuyorum. Zira dünyanın dumanı doluyor ciğerlerime her yoldan geldiğimde. Kafamda belirlediğim yerlerde ateşliyorum sigaramı, yolda denk gelen gececi kahvelerinin çayını içiyorum. Kim bilir sabahın kaçında yapılmış, torbanın dibinde kalan dağılmış, toz olmuş tütün tadında. Etrafıma bakıyorum sonra, zengin işi kuru yemiş paketlerinde araya sıkışan leblebi gibi sırıtıyorum aralarında. Yerimin orası olmadığını anlıyorum her gece. Tekrar atıyorum kendimi sokağa. Kavga ettiğimiz yerde bir sigara içiyorum, bana tokat attığın yerde iki tane üst üste. Eve gidene kadar bir paket bitirebilecek kadar durak buluyorum kendime. Şansım varsa yakınlarındaki sokak satıcılarından çay yahut kahve tedarik ediyorum.

O sokaktan geçiyorum o gün yine, sokağın sonuna ulaşsam bir sigara daha ateşleyeceğim. Fakat polis çıkıyor önüme, yolumu kesip “Daha ileriye gidemezsin!” diyor bana. “Ama o gitmişti!” diyorum;  “Tam da burada tüm hatıraları terk edip gitmişti bir kere, daha ne kadar ileriye gidebilirdi ki?”

“…

Evet.  İsmimi verirsem o da beni terk eder diye korkuyorum. Kuduz bir köpek kadar yalnızım. Yalnızlık, yalnızlık gece ayazında sabaha kadar beklemek gibidir. Isınmak için güneşin doğmasını beklersin ama o güneş hiçbir zaman doğmaz. Yalnızlık bulmadığın sevgiyi başka yerlerde aramak gibidir. Ne yaparsan yap onu bulamayacağını bilirsin ama yine de denemekten vazgeçmezsin. Onun boşluğunu hep başka şeylerle doldurmaya çalışırsın. Yalnızlık aynı havayı soluyup da bir türlü yan yana olamamak gibidir. Aldığın her nefeste onun kokusunu duymak istersin ama yapamazsın. Aldığın her nefes; ciğerini acıtmaya başlar. Yalnızlık… Eski bir sandalyenin gıcırdamasıdır yalnızlık.

Evet, terk edildim. Herkes terk etti gitti beni. Sol kaburgam bile firar etti bedenimden. Aradan geçen zaman bile yetmiyor unutmaya. Ettiğimiz kavgaları bile özlüyorum. Saçlarını okşamayı, ellerini tutmayı. Aniden boynuna sarılmayı. Bana bakışını, karşımda duruşunu hatta arkasını dönüp yatışını bile. Ona yavaşça sokulmak, sessizce sarılmak, omuzlarından tutup sıkı sıkı kendime çekmek…

Yalnızlık bir kapıyı açıp dışarıya çıkmaktır. O kapının dışında kalmaktır yalnızlık…

Yalnızlık mezar taşı gibidir, kimsesiz bir mezar taşı. Ne bayramlarda bir geleni vardır ne de güvercin konar üstüne. Sadece bekler yalnız olan, geceye çisil çisil günün yağmasını bekler. Beklemek bazen o kadar zor gelir ki kaçmak istersin bu şehirden. Tüm kalabalığın arasından sıvışmak istersin gizlice. Bu gece hep beraber sıvışıyoruz yalnızlığımızdan. Evet sayın dinleyen; sizinle sıvışmış mıydık?”
İskender Ç.

Mustafa Öven

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...